Bu Blogda Ara
25 Eylül 2013 Çarşamba
DERNEĞİMİZİN İLK TOPLANTISINI GERÇEKLEŞTİRDİK
Derneğimizin ilk toplantısını 26 Ocak 2013 Cumartesi Günü gerçekleştirdik. Bizlerle birlikte yol alacak yol arkadaşlarımızla tanıştık, hedeflerimizi belirledik. Sizler de aramıza katılmak isterseniz detaylı bilgi almak için azul.dernek@gmail.com adresine mail atabilirsiniz. Ayrıca twitter’dan da bizimle buluşabilirsiniz. https://twitter.com/azuldernek
Saygılarımla,
NEDEN AZUL!!!
Kalitesiyle, farklılığıyla ve yenilikleriyle kendini sürekli geliştiren ve ülkekerarası kültür alışverişine önem veren bir zihniyetle çalışmak, sadece Flamenko Sanatı değil İspanya ve Endülüs Kültürü’nü tanıma ,öğrenmeye yönelik faaliyetler geliştirmek ve Türk Kültürü’nü de İspanya’da tanıtmak derneğimizin amaçları arasındadır. Yardım ve Sosyal Sorumluluk Projeleri geliştirmek de derneğimizin hedeflediği başlıca konulardandır. Ayrıca Flamenko dansı ve müziği ile ilgilenenlerin bir araya gelip kendilerini geliştirebildikleri bir çatı oluşturmak da amaçlarımız arasındadır.
NEDEN AZUL?
Azul İspanyolca bir kelimedir. Anlamı Mavi’dir. Mavi derinliği, dinginliği sembolize eder. Biz Flamenko dünyasında bilinen kırmızı ve siyah algısını biraz değiştirmek istedik. Bu iki baskın ve kuvvetli renk ,gücü, özgürlüğü, başkaldırıyı sembolize eder. Flamenko Sanatını oluşturan mücadele, zorluk, öfke, isyan renkleridir. Oysa ki değişen Flamenko dünyasında artık daha fazla kabul etme, daha ılımlı bir şekilde kendini ifade etme vardır. Bu değişimi dans gösterilerinde rahatlıkla görebiliriz. Biz de dernek felsefesi olarak temelindeki özgürlük, başkaldırı, mücadele ruhunu kaybetmeden daha ılımlı, daha kabul edici, kucaklayıcı bir ruhu benimsedik ve yol arkadaşlarımızın da farklılıklar taşısalar da ana duygudan , felsefeden ayrılmamalarını, ana renk olan Mavi’nin etrafında toplanıp büyümeyi hedeflemelerini bekliyoruz. Paylaşım, dostluk, samimiyet, içtenlik, sebat, azim, istek, devamlılık, yaratıcılık derneğimizin ruhunu oluşturur. Sizler de bu ruha kendinizi yakın hissediyorsanız paylaşmaya, öğrenmeye, gelişmeye önem veriyorsanız ve ülkemizde bu büyülü, öğrendikçe, içine girdikçe sizi daha fazla kendisine çeken kültürü tanıtmak ve büyütmek istiyorsanız doğru adrestesiniz.
¿Por qué Azul?
Esta palabra española simboliza la profundidad y la serenidad. Hemos querido distanciarnos un poco de los típicos colores flamencos, como son el negro y el rojo: colores fuertes y dominantes, simbolizan la fuerza, el poder, la libertad y la rebeldía; lucha, dificultad e indignación se asocian muchas veces con estos colores en el arte flamenco. Sin embargo hoy en día la expresión flamenca es mucho más libre y está dotada de otra sensibilidad .
La filosofía de nuestra asociación se basa en la tolerancia y en la inclusión, sin perder las raíces del flamenco, el aire de libertad y lucha. Esperamos aunque los amigos de la carretera tiene distinción, tiene un objetivo para unirse y crecer cerca azul que es el color principal Afán, amistad, sinceridad, sencillez, intercambio, constancia, perseverancia y creatividad son algunos de los valores que mejor crean el espíritu de “Azul”. Si te interesan estos valores, quieres desarrollarte y te importa aprender y participación o dar a conocer en nuestro país esta cultura mágica que es un arte muy complejo que acaba enganchando, nos encantará compartir contigo.
NEDEN DERNEK!!!
ENDÜLÜS KÜLTÜRÜ FLAMENKO DERNEĞİ "AZULMAVİ"
Merhaba,
Derneğimizle ilgili ilk blog yazımı yazmak istedim bugün. Henüz çok yeniyiz ancak fikirler ,projeler 2005 yılından bu yana olgunlaşmayı, hayata geçmeyi bekliyordu. Sabırla doğru zamanı ,doğru yeri bekledim. Hayalim öncelikle çok iyi bir dansçı olabilmekti. Sahnede olmak benim için bambaşka bir duygu. Kendimi ifade edebildiğim, ruhumu özgürleştirebildiğim yer. Önceleri çok üzülüyordum kendimi hayalini kurduğum kadar geliştiremediğim için. Ben hep kıyısından köşesinden dolaştım dansın. Bale yılları ve Flamenko ile geçen yıllar bir şekilde yokluk ile geçti. Ben kovaladım o kaçtı. Sonra kovalamayı bırakıp teslim oldum. Ne istediğimi anlamaya , hissetmeye çalıştım. Ve keşfettim ki beni tek mutlu eden sadece dans etmek değil aynı zamanda paylaşmak. Hatta bu daha ağır basıyordu. İzlediğim bir videoyu bile tek başıma izlemekten keyif alamıyordum. Bunun dışında öğrendiklerimi aktarmak. Eğitmen demek istemiyorum kendime hele de Flamenko konusunda. O kadar çok öğrenecek şey var ki. Ben sadece biraz daha fazla bildiğim şeyleri paylaşıyorum ve her zaman herkesten bir şeyler öğrenmeye açığım. İşte bu düşünceler beni bir çatı oluşturmaya daha fazla odakladı. Burası öyle bir çatı olmalıydı ki, insanlar kendilerini oluşturabilsin, paylaşabilsin, egolarını kapının dışında bırakıp gelebilsin. Çünkü burada korkacak bir ortam olmayacak. Sevgi ile üretmeyi, paylaşmayı, kalbimizi açmayı, açınca da yaralanmayacağımızı gördüğümüz, keşfettiğimiz bir yuva olacak burası. Demokrasinin olduğu bir ortam olmalı. Ortak hayallerimiz ve hedeflerimiz bizi bir arada tutmalı. Yıllardır pek çok okul ortamı, kurs ortamı gördüm. Türk ya da yabancı. Hep gözlemledim. Biriktirdim. Yanlışlıkları, güzellikleri. İnanıyorum ki oluşturduğum çatının temeli çok sağlam. Çünkü inanç büyük. Hayaller sağlam. Kendime olan güvenim çok testten geçti ve tam not aldı.
Derneğimizin tek hedefi Flamenko sanatını paylaşmak değil, parçası olduğu Endülüs Kültürü’nü de öğrenmek ve yaşamak. Ailemizde sadece Flamenko dansını icra edenler değil kültürüne, yemeğine, eğlencesine, diline meraklı ilgili olanlar da katılsın istiyoruz. Ülkemiz zor zamanlar geçiriyor. Hepimiz bir şekilde uyuşturuluyoruz. Gençler umutsuz. Ve boşluk duygusu tehlikeli. Dolayısıyla yeni gelen nesillere güzel bir oluşumu miras bırakmak en büyük isteğim. Böylelikle kendilerini ait hissedecekleri alternatif aileleri olacak. Ben pek çok zorluğu, bunalımlı dönemimi, kendimi arayış safhalarımı Flamenko sanatına olan bağlılığım ile atlattım ve güçlendim. Ne zaman boşlukta hissetsem, ya da ailemde sıkıntılar olsa imdadıma yetişti. Yanlışlıklara sapmama engel oldu, ruhumu , kalbimi temiz tutmama yardım etti. Birşeylere emek vermenin, sebat etmenin ne demek olduğunu ve kazançlarını gösterdi. Başka bir konuda bu kadar sebat edebilir miydim bilemiyorum ancak bu kültür sanki damarlarımda var ve ayrılmaz bir parçam.
Zaman içinde daha çok etkinliğimiz ve gerçekleştirdiğimiz projelerimiz oldukça bizi daha iyi tanıyacaksınız. İlk organizasyonumuz olan Aylin Bayaz Workshop’una güzel dostlar edindik. Bize inandılar, güvendiler yanımızda olmak istediler.Ben bugün biraz olsun içimdekileri paylaşmak istedim. Bu duyguları paylaşanları ve bizimle birlikte olmak isteyenleri aramıza bekliyoruz. Hep yakınıyoruz, birilerine kızıyoruz, eleştiriyoruz. İşte sizlere sizin gibi hissedenlerle beraber olabileceğiniz bir ortam. Sahip çıkın, üretin, paylaşın, yaşatın, yaşatalım…
Son olarak workshoplarla ilgili olarak daha demokratik bir ortam yaratmaya çalışıyoruz ve daha çok kişinin yararlanabilmesi için öncelikle sizlere soruyoruz ne çalışmak istersiniz, hangi günlerde uygun olursunuz, kaç saat katılmak istersiniz diye. Yoksa her zaman olduğu gibi seviyeler günler ve saatleri biz de belirleyebilir ,uyan gelsin diyebiliriz. Amacımız olabildiğince daha fazla kişiyi yararlandırabilmek. Yabancı eğitmenlerle çalışmak herkese nasip olmuyor ne yazık ki.. İspanya’ya herkesin gitmesi mümkün olamıyor gerek maddi gerek vakit problemi nedeniyle. Olabildiğince sık workshop düzenlemek istiyoruz tabi ki sizlerin talep etmesi durumunda. O yüzden bize taleplerinizi yazmaktan çekinmeyin…
Güzel günler diliyorum,Sevgimle,
Melis
27/02/2013
Flamenko Aşkım ve Bu Yoldaki Yolculuğum
Flamenko Aşkım ve Bu Yoldaki Yolculuğum
Benimkisi bir aşk hikayesi. Yıllardır peşinden sürüklendiğim, uğruna tüm hayatımı değiştirdim bir hikaye bu. Mesleğimi, arkadaşlarımı, sevgilimi, ailemi, evimi, doğduğum şehri bana terk ettiren aşkım. Beni hayata karşı kararlı, cesur kılan, maddiyattan bağımlılığımı kopartan, ruhani yolculuğa, kendimi keşfe çıkartan aşkım. Ona biraz olsun ulaşabilmek için savaş verdiğim aşkım. Evet Flamenko ateşi bu. Çocukluk yıllarında bale eğitimi ile başlayan dans tutkusu gün geçtikçe içimde büyümeye başlamıştı. İstanbul’da izleme fırsatı bulduğum İspanyol Nasyonel Balesi’nin büyüleyici gösterisiyle içimde büyüyen bu dans ateşini artık nasıl söndüreceğimi biliyordum. İstanbul’da flamenko kursu açıldığını duyar duymaz eleme sınavına katılarak 1999 yılında flamenko macerama başlamış oldum.
Çocukluk yıllarımda halamın evinde İspanya’ya ait semboller görürdüm. Yelpaze, Şal, Kastanyet,İspanyol bebek..Eniştem gemi kaptanıydı. Çok ülke gezerlerdi. İspanya da onlardan biriydi. Getirdikleri şeyler daha o zamanlardan ilgimi çekmişti. Bir de ortaokul yıllarında çok yakın bir kız arkadaşım vardı. Çok yakındık. Birlikte dans çalışırdık. Okulun dans grubuna girmiştik. Annesi İspanyol’du. Çok fazla sempati duyuyorum annesine karşı. Kendisi ses sanatçısıydı ve dansçıydı. Bize dans çalıştırıyordu evinde. Bu arkadaşımla olan arkadaşlığım yıllarca bende iz bırakmıştır. Konuştukları lisan, kostümleri, dansları beni hep çok etkilemiştir. İspanyollara karşı hep bir ilgim ve sempatim olmuştur. Zaman zaman geçmiş yaşantımda oralarda olduğuma inanırım.
Önceden hobi olarak başlayan bu dans zamanla beni rahatlatan, özgürleştiren, yaşamanın tadına varmamı sağlayan vazgeçilemez bir ihtiyaç haline geldi. İş hayatına yeni atılmıştım. Yani aslında hayata. Ailemde de tam o dönemlerde maddi sıkıntılar ortaya çıkmıştı. Zor bir dönemden geçiyordum. Pamukların içinden dikenli bir yola atılmıştım. Son derece tecrübesiz, çekingendim. Tam o dönemde yetişmişti imdadıma Flamenko. Dans ederken, dans öğrenirken sadece flamenkoyu düşünüyordum. Başka sorunlar, dış dünya, gerçek yaşam, sıkıntılar hiçbir şekilde aklıma gelmiyordu. Sadece yaptığım dansa konsantre oluyordum. Bu sebeplerden dolayı içimde artık dayanılmaz boyutlara ulaşan flamenko tutkusuna daha fazla karşı koyamayarak başlangıçta maddi zorluklarla karşılaşacağımı bilmeme rağmen profesyonel iş yaşamımı bir kenara bıraktım ve hayatımın geri kalan kısmında sadece flamenko dansı ile ilgilenmeye karar verdim. Bulunduğumuz ülke koşullarında hayli zorlu bir yoldu bu. Ancak aşk insanın gözünü kör ediyor. O yıllarda Türkiye bu sanatı çok fazla bilmiyordu. Bu sanatı icra eden profesyoneller yoktu. Hoş onca çabaya rağmen hala çok fazla bilinmiyor, flamenkoya flamingo, flamengo diyorlar ya da Latin dansı olduğunu sanıyorlar. Hesapsızca girdiğim bu yolda tesadüflerle ilerledi yolculuğum.
Profesyonelliğe geçiş süreci; Ders aldığım sıralarda kursta yeni tanıştığım bir arkadaşım yanıma geldi ve çok sevimli bir şekilde,” biz bir grup kuruyoruz sen de gelmek ister misin?” dedi bana. Ben olur dedim. Artık işsizdim zaten. İstediğim şeyi yapmak için yeterli vaktim vardı. Provalara başladık. Bir şarkıcımız bile yoktu. 4 kız başladık önce, sonra biri aramızdan ayrıldı. 3 kız kalmıştık. Bir de gitarist. Yaşları benden çok küçüktü arkadaşlarımın. Ben 7 yıl süren iş dünyasından yeni çıkmış, bu dünyada pek çok üst düzey yöneticilerle çalışmıştım. Koç ve Sabancı gibi büyük holdinglerde görev almıştım. Arkadaşlarımın hayat tecrübesizlikleri, yaşları beni her zaman endişelendirmişti. Hayata bakış açılarımız çok farklıydı normal olarak. Kendimi bu süreçte yalnız hissedişim de büyük ölçüde yaş farkından oldu. Neyse biz İstanbul’da Galata Kulesi’ne yakın bir İspanyol Restaurant’ında haftada bir gösteri yapmaya başladık. Allah’ım ne günlerdi. Sonra kayıtları izledikçe gülüyor, gelişimlerimize inanamıyorum. Bizimkisi tam bir cahil cesaretiydi. Gitaristimiz ayrılmak istedi, izin vermedik. İyi ki de vermemişiz. Şimdi kendisi çok ilerledi. Besteler yapıyor, eğitim veriyor. Orada bir sezon boyunca gösteri yaptık. Ortama alıştık. Birbirimize alıştık. Şimdiye kadar hep tiyatro sahnelerinde dans etmiştim. Bale yıllarımdan beri. Orada kimse konuşmaz. Işıklar kapalıdır. Siz pek kimseleri göremez içinize odaklanırsınız. Restaurant ise bambaşka bir dünya. Herkes konuşuyor. İnsanlar, garsonlar sürekli hareket halinde ve burada içine odaklanman çok daha zor. İnsanların tepkilerini ya da tepkisizliklerini çok net görüyorsunuz. Eğer onların sizin hakkınızda ne düşündüğünü düşünmek gibi bir hataya düşerseniz, bu sizin bittiğiniz andır. İşte ben böyle bir tecrübe yaşadım. Gerçekten korkunçtu. Birilerinin düşüncelerine daldım ve hareketi unuttum. Sonradan izlediğime göre epey bir süre olduğum yerde bir sağa bir sola sallanmışım. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Bir daha asla bu işi yapmayacağım. Sahne benim işim değil dedim. O arada dans etmeye devam ediyordum. Sonra dansım bitti ve ben yerime oturdum. O an başka bir karar daha aldım. Bugün burada bırakırsam bir daha asla cesaret edemeyecektim. Tıpkı kaza yapan bir sürücünün hemen tekrar trafiğe çıkması gerektiği gibi ben de ikinci dansıma çıktım ve kendime çok iyi dans edip seyirciye ve kendime az önce yaşamış olduğum kötü tecrübeyi unutturacağıma dair söz verdim. Ve öyle de oldu. Başarılı bir dans oldu. Seyirci de ben de memnun olmuştum. Sonrasında aramıza şarkıcı katıldı. Şimdi biraz daha Flamenko gösterisine benzemeye başlamıştı yaptığımız gösteri. En son olarak da perküsyon çalan arkadaşımız katıldı bize. Grup artık tamamdı. Biz her geçen gün daha rahatlar olmuştuk sahnede. İspanyollar izlemeye geliyordu bizi. Çok heyecan vericiydi. Daha önce ders almış olmama rağmen, önümde örnek biri olmadığı için bu işin önünü göremiyordum. Yani bu işi profesyonel olarak yapabileceğim aklıma bile gelmemişti. O yüzden derslerde öğrendiklerimi biriktirmek de aklıma gelmemişti. Koreografiler aklımdan uçup gitmişti. Ancak grup kurduktan sonra aldığım eğitimleri başka bir gözle inceler ve öğrenir olmuştum. Kendi koreografilerimi yapmaya başladım. Daha sonra grup içinde anlaşmazlıklar olmaya başlamıştı. Ve biz dağıldık. Ben başka bir gitarist arkadaşımla ve şarkıcıyla bir araya geldim. Bir yandan da para kazanmam gerekiyordu. Ders vermeye başladım. Ailemin maddi durumu o dönemlerde iyi değildi. O yüzden evden destek alamıyordum. Zaten işe girdiğim yıldan itibaren ailemden bir daha hiç para almadım. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak istedim. Hayatı öğrenmek, ne olursa olsun ayakta kalacak kadar güçlenmek. O yıllarda pek çok gösteriye çıktım, öğrenciler yetiştirdim. Bu arada da yıl içinde biriktirebildiğim parayla her yıl Eylül ayı’nda İspanya’ya gidip 1 aylık bir süreçte İspanya’da kalıp dansımı geliştirmeye çalıştım. Tabi bu bana hiçbir zaman yetmedi. Bir dansçı için kendini geliştirememek ölüm. Kültürü özümsemek, flamenkoyu tüm vucuduna, ruhuna geçirmek için orada olmak, bir süre o topraklarda yaşamak lazım. Bu bende öyle bir takıntı oldu ki artık bıraktım peşini. İstemekten yoruldum. Eminim serbest bırakırsam bu gerçekleşecek. Ruhum orada ben burada. Bölünmüşlük hissi. Çok fena. Yaşamayanın anlaması çok zor.
Ankara yolculuğum; İstanbul’da pek çok stüdyoda ders verdim, gösterilerde yer aldım. Sonrasında Ankara’dan bir teklif geldi. İstanbul’daki ikinci grupta dağılmıştı. Dans edemiyordum. O yüzden Ankara teklifini değerlendirdim. Gerçekten çok zorlu bir süreçti. Hem fiziksel anlamda hem de ruhsal anlamda. İstanbul’daki tüm yorgunluklarımdan biraz da kaçış olmuştu Ankara benim için. İlk yıl her Pazar sabahı saat 7’de otobüse biner 13 civarı Ankara’da olur saat 14’de derslere başlardım. Arka arkaya 4 sınıf çalıştırır akşam öğrencilerimin evinde misafir olur gece 24 otobüsü ile geri dönerdim. Hiç ders kaçırmadan kar, kış demeden tam bir sezon bu şekilde geçti. Bu arada gittiğimde, konserler için müzik grubuyla da provalarımız olurdu. İstanbul’a döndüğümde ise aralıksız her gün ders veriyordum çeşitli mekanlarda. Tüm bu yorgunluğa değen tek bir yanı vardı, Ankara’da benim yolumu gözleyen, heves ve heyecanla benden bir şeyler öğrenmek isteyen öğrencilerimin varlığı. Kalabalık bir öğrenci grubu vardı ve biz yavaş yavaş büyüyen bir aile gibi olmuştuk. Maddi tatmin bu hikayenin neresinde derseniz, hiçbir yerinde. Ancak maddiyatın verdiği hazla ölçülemez manevi bir doyum vardı içimde.
Ankara’ya yerleşme sürecim; sonraki yıl Ankara’da kalma sürem artmıştı. Pazar, Pazartesi günleri hem ders hem müzik grubuyla provalarımızı yapıyorduk hem de Salı akşamları bar programında yer alıyorduk. Her hafta başka bir öğrencim beni misafir ediyordu evinde. Bu tabi ki çok yorucu bir durum. Kendinle kalmak istiyorsun, kafanı boşaltıp deşarj olmak istiyorsun ancak bu yoğunlukta mümkün olamıyordu. Sinirler de ufak ufak yıpranıyordu. İstanbul yine yoğun geçiyordu. Fiziksel olarak çok yıpranmıştım. Boynumda yolculuklardan kalma fıtık ve düzleşme, soğuktan sistit hastalığı, bir de üstüne yüzümü demir bir kolona çarpıp göz retinamı yırtınca, Allah tarafından mesajlar geldiğini, hayatımda köklü bir değişiklik yapmam gerektiğini düşündüm. Bu şekilde devam edemezdim. Bir yandan herkes Ankara’ya yerleşmemi istiyordu. Böylece tüm vaktim derneğe kalacaktı. Çok fazla emeğim vardı. Ya İstanbul ya Ankara’yı seçecektim. İstanbul bir yandan beni gitgide ürkütür hale gelmişti. Doğup büyüdüğüm şehirden artık korkar olmuştum. Mesafeler beni çok yoruyordu. Kendime odaklanamıyordum. Hep sinir ve stres hali. Hem de ailemle yaşıyordum. Çok aramama rağmen maddi koşullarım dahilinde istediğim gibi bir ev de bulamamıştım. Evimi dans stüdyomla birleştirmek istiyordum. İstediğim zaman üretmek, daha fazla dans çalışabilmek. Biriktirebildiğim tüm parayı İspanya yolculuklarıma ve eğitimime harcıyordum. İspanya’da olmak bana soluk aldırıyordu. Çok sevdiğim Flamenko dolu dünyamda doya doya 1 ay geçiriyordum. Hep mutlu, özgür, rahat hissetmişimdir oradayken. İspanya dönüşleri ise hep acılı olmuştur. Oradayken ne kadar hızlı gelişebildiğimi görmek, her köşede Flamenko dinleyebilmek, tamamen kendine yatırım yapabilmenin verdiği mutluluk ve huzur. Ülkemde hep yalnızlık hissi. Gittikleri ülkenin dilini bilmeyenlerin hissettiği yalnızlık hissi gibi. Anlatıyorsun, paylaşmak istiyorsun, üretmek istiyorsun, gönül dostları arıyorsun, sokaklar Flamenko koksun istiyorsun, her yerde Flamenko müziği duymak istiyorsun. Suni değil gerçek bir Flamenko yaşamı istiyorsun. Olamıyor. Bir türlü olamıyor. İşte Ankara’da biraz daha bu hislerimi giderebileceğim inancındaydım. Paylaşmak, bildiklerini aktarmak. Flamenkoyu samimi olarak hissedebilenlerle olabilmek. Yazın tam istediğim gibi bir ev buldum internetten. Ters dublex. İlk aileden ayrı evim. İçinde dans çalışabileceğim bir ev. Güçlüklerle ev kurdum. Sonra ufak ufak ihtiyaçlarımı almaya başladım. Evde ne buzdolabı ne çamaşır makinesi, ne tabak ne çatal ne yatak. Hiçbir şey yoktu. Yerleşmemin 2 yılı içinde evin pek çok eşyasını almıştım. Dert değildi. Artık dans çalışabiliyordum.
Yerleşik olan ilk yılım çok hareketli geçti. Neredeyse her gün ders veriyordum, haftada 2 bar programı ve çok sayıda şehirlerarası , şehir içi konserlerimiz oluyordu. Ankara’ya yerleştikten sonra bulunduğum ortamda gitgide çoğalan sıkıntılar oluşmaya başlamıştı. Geçtiğimiz 2 yılın da birikimleri vardı. Hep sabırla pek çok şeyin değişmesini, düzelmesini bekledim. Sezon bitti. Eylül ayı’nda Sevilla’ya gittim. Eva Yerbabuena’nın verdiği bir seminere katıldım. Bu semineri, izlenimlerimi, yaşadıklarımı, hislerimi, getirilerini ayrı bir yazı konusu olarak paylaşacağım. Bu seminer dönüşü bakış açımda çok şeyler değişmişti. Flamenko benim için başka şeyler ifade eder olmuştu. Adapte olmakta zorlandım. Öğrencilerime başka şekilde eğitim vermeye başladım. Flamenkoyu, bu yoldaki yolculuğumu sorgular hale gelmiştim. Hala da sorguluyorum. Neredeyse her gün. Yine yoğun bir seneydi yerleşik olduğum 2.yıl. Hayatımda çalkantılar oluyordu. Bir şeyler değişime uğramıştı içimde. Dahası değişme çabası içindeydi. Eva ‘nın seminerinde düğmeme basılmıştı dönüşü yoktu. Her değişim süreci sıkıntılıdır. Kabuk değiştirirsiniz. İnandıklarınız, bağlı olduklarınız tekrar tekrar sorgulanır içinizde. Dalga dalga olur içinizdeki duygular. Bir yandan da hayat devam etmek zorundadır. Siz pek çok şeyle mücadele halindeyken bir de bu değişimin verdiği hisle baş etmek zorundasınızdır. Hayatında daha iyi şeyler isteyenler, daha büyük mutluluk ve huzur isteyenler için bu böyle olmak zorundadır. Yoksa hayat tekdüze gider.
3.yerleşik yılımda Ankara’da bulunma sebebim olan ekiple, kurumla yollarımı ayırma kararı aldım. Çünkü vizyonum, bu yoldaki görüşlerim, flamenkoya bakış açım artık farklılık gösteriyordu. 2010 yılı Eylül ayı Bienal için Sevilla’ya gittim. Ve dönüşte kendimi, ne yapmak istediğimi dinlemek, düşünmek için bir süre her şeye ara verdim. Yapayanlız evimde oturdum günlerce günlerce düşündüm. Bir yandan yazdım bir yandan da çocukluğumdan beri yaptığım gibi karakalem portreler çizmeye başladım. Hayatımda ilk defa bu kadar dingin bir vaktim oldu. 5 yaşında okula başladığımdan beri hem bale , hem dershane, hem okul sonrası çizim kursları, üniversite dönemi, iş hayatı ve dans, sonrasını zaten okudunuz. Hep koşturdum. İlk defa durmak istedim. Bu durmak bana o zamanlarda hiç iyi gelmedi. Alışmadığım bir şeydi çünkü. Ama geminin rotasını değiştirmek için gemiyi durdurmak zorundaydım. Bu son yılım durağan geçti. Az sayıda kendimi idare edecek kadar ders verdim ve çok az sayıda gösteriye çıktım.
İstanbul’a geri dönüş; Yeni sezonda da yani bu yıl Ankara sayfasını şimdilik kapatıp İstanbul’a geri döndüm. Ankara’daki misyonum şimdilik tamamlanmış görünüyordu. Burada yeniden ,tüm tecrübelerimle, daha olgunlaşmış, farkındalıkları artmış, daha ne istemediğini bilen, istedikleri üzerinde hala düşünen bir Melis olarak, bir hayat yaratmaya geldim. Hiçbir şey bıraktığım gibi değil. Ben ayak uydurmaya, anlamaya çalışıyorum. Bundan sonra yapacaklarımda ,yansıtacaklarımda pek çok yaşanmışlığın izleri olacak. Flamenko bir şekilde hep hayatımda olacak. Şekli, yoğunluğu nasıl olacak şu an bilemiyorum. Ancak ben öğrenmeye, paylaşmaya, yaşadıklarımı yansıtmaya, daha “Flamenka” olmaya devam edeceğim. Bu benim hayatım. Bu bir dansın, müziğin, sanatın çok ötesinde bir durum. Bu bir yaşam öyküsü. Benimle şekillenen, tam da seçmiş olduğum gibi hiç de kolay olmayan bir hayat mücadelesinin öyküsü.
Sevgilerimle,
Melis
12/02/2012
21 Eylül 2013 Cumartesi
EĞER
Eğer , bütün etrafındakiler panik içine düştüğü ve bunun sebebini senden bildikleri zaman sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan, bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen, ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür ve eğilip yıkılmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen; ve kaybedip yeniden başlayabilir ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen ve kendine ‘dayan’ diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen, ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, atmış saniyede koşarak doldurabilirsen; Yeryüzü ve üstündekiler senindir Ve dahası dahası sen bir İNSAN olursun oğlum.
İngiliz Şair Rudyard Kipling'in ünlü 'if' Eğer şiiri.1865'te Hindistan'da dünyaya geldi.Altı yaşına geldiği zaman, Hindistan'ın ikliminin İngiliz çocuklarının sağlığına iyi gelmeyceğini düşünen anne ve babası onu İngiltere'de yaşayan bir ailenin yanına gönderdi. İlk tahsilini İngiltere'de yaptıktan sonra Hindistan'a dönen Kipling, Lahor'da gazeteciliğe başladı.1889'da yeniden İngiltere'ye dönüp Londra'ya yerleşen ünlü yazarın, İngiliz dilini ustalıkla kullanması, Hindistan'daki hayatı yazılarında konu alması, romantizmle realizmi birleştirmeyi başarması ona 1907'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandırdı. Ayrıca iki kez sövalyelik ünvanına layık görüldüğü halde kabul etmedi.Hayatını hikaye yazmakla geçiren İngiliz hikayecisi 1936 yılında Londra'da öldü.
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan, bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen, ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür ve eğilip yıkılmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen; ve kaybedip yeniden başlayabilir ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen ve kendine ‘dayan’ diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen, ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, atmış saniyede koşarak doldurabilirsen; Yeryüzü ve üstündekiler senindir Ve dahası dahası sen bir İNSAN olursun oğlum.
İngiliz Şair Rudyard Kipling'in ünlü 'if' Eğer şiiri.1865'te Hindistan'da dünyaya geldi.Altı yaşına geldiği zaman, Hindistan'ın ikliminin İngiliz çocuklarının sağlığına iyi gelmeyceğini düşünen anne ve babası onu İngiltere'de yaşayan bir ailenin yanına gönderdi. İlk tahsilini İngiltere'de yaptıktan sonra Hindistan'a dönen Kipling, Lahor'da gazeteciliğe başladı.1889'da yeniden İngiltere'ye dönüp Londra'ya yerleşen ünlü yazarın, İngiliz dilini ustalıkla kullanması, Hindistan'daki hayatı yazılarında konu alması, romantizmle realizmi birleştirmeyi başarması ona 1907'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandırdı. Ayrıca iki kez sövalyelik ünvanına layık görüldüğü halde kabul etmedi.Hayatını hikaye yazmakla geçiren İngiliz hikayecisi 1936 yılında Londra'da öldü.
HAYALLER
İyisiyle, kötüsüyle, mutluluklarıyla, hüzünleriyle, umutlarıyla, umutsuzluklarıyla koca bir yılı deviriyoruz. Kaçımız hayal kurmuştu ya da bu hayallerini bir kağıda yazıp onlara ulaşmak için hedef koymuş ve çok çalışmıştı bilemiyorum ancak şimdi yepyeni bir yıla giriyoruz. 2014. Hayallerimiz için yepyeni bir sayfa açabiliriz. Sınırsızca yazabiliriz hayallerimizi. Hatta bir hayal defterimiz bile olabilir. Şöyle bol fotoğraflı, hayallerimize benzeyen, sembolik fotoğraflar. Disiplinli bir şekilde çalışarak ve yüreğimizi ortaya koyarak ulaşamayacağımız şey yoktur. İnanç, iyi niyet, sevgi, ne istediğini bilmek ve odaklanmak yeterlidir. Hayatımızı tasarlamamız gereklidir yoksa oradan oraya sürükleniriz. Geçmişte yaşadığımız kötü tecrübelerimizi bir kenara bırakıp yeniden hayallerimize sarılmalıyız. Bizi sınırlandırmasına izin vermemeliyiz yaşadıklarımızın. Elbette ki bunlardan ders aldık, olgunlaştık. Ancak ileri yürümek ve başarmak istiyorsak bu tecrübelerin korkularımız haline gelmesine izin veremeyiz. Aksi halde hayallerimize ulaşamayız. Sadece korktuklarımızı yaşamaya başlarız.
Haydi kalkıp bir kalem alın ve 2014 Hayallerinizi yazın, Nasıl biri olmak istiyorsunuz? Ailenizle ,dostlarınızla ilişkileriniz nasıl olsun? Nasıl bir hayat yaşamak, nelere sahip olmak istiyorsunuz? Hergün bunları tekrar okuyun. Önceliklerinizi belirleyin kafanızı karıştırıp odağınızı dağıtacak eylemleri, günlük rutin alışkanlıklarınızı bir kenara bırakın. Sonra aylık hedefler belirleyip kağıt üzerinde o ayı bir görün. Görün ki içinde bulunduğunuz ayda yaşayacaklarınız tesadüf olmasın. Sizin önceden elde etmek istediklerinizle aynı doğrultuda olsun. Unutmayın hayallerimizi kaybedersek hayattaki motivasyonumuzu da kaybederiz. Hareket halinde olmak için hayallerimizi her zaman canlı tutmalıyız.
İşinizi şansa bırakmayın…Herkes için güzel bir yıl olmasını diliyorum..
Sevgimle,
Melis
Öğrenci Soruları Vol.2
Sorular:
Bu dansı ne kadar sürede öğrenebilirim?
Bu dansı nerelerde icra edebilirim?
Bu işin profesyonel anlamda geleceği var mıdır?
Cevaplar:
1.Öğrenme süreci devam eden bir süreçtir. İşin içine girdikçe ne kadar az şey bildiğimizi anlarız. Tabi bu bizi yıldıran bir şey olmamalı aksine her gün kendimizi geliştirdiğimiz için mutlu olmalıyız. Flamenko bir salon dansı değildir. Tango ve Latin kökenli danslara göre farklıdır. Kısa sürede figür öğrenip dans etme şansımız yoktur. Daha çok sahnede icra edilen bir danstır. Bunun dışında “fiesta”larda doğaçlayarak da icra edebiliriz . Ben bu dansı daha çok klasik bale eğitimine benzetiyorum. Teknik eğitimin yoğun olduğu bir dans türü Flamenko. Bu dansı icra edebilmek için iyi bir ritm duygusuna ve iyi bir ritm tekniği çalışmasına ihtiyacımız var. Üst bedenin, ellerin ve ayak vuruşlarının aynı zamanda kullanılıyor olması eğitim sürecini uzatan etkenlerdendir. Klasik bale ve modern danstaki gibi iyi bir üst beden eğitimine, enerji kullanımı eğitimine ihtiyaç vardır. Ayaklarla ritm yapıldığı için yoğun bir ayak tekniği çalışması gereklidir. Minimum 1 sene içerisinde haftada 1 gün 1,5 saatlik bir çalışmaylabir koreografi öğrenip müzik eşliğinde dans edebiliriz. Tabi bu süreçte öğrencinin kendi kendine ne kadar çalıştığı da çok önemlidir. Derste ,eğitmen verilen sürede sadece bildiklerini aktarabilir. Pratiğini yapmak, bir önceki derste öğrendiklerini unutmadan derse gelmek öğrencinin sorumluluğundadır. Eğitim sürecinin hızlanması öğrencinin dansa yatkınlığı, ritm duygusunun kuvvetli olması, daha önce başka bir dans eğitimi almış olmasına göre değişkenlik gösterir. Tüm bunlar süreci hızlandıran unsurlardır. Ancak çok fazla hırs yapmadan doğal sürecinde ilerlemeye özen göstermeli, algımızı açık tutmalıyız. Bol bol Flamenko dans videosu izlemeli, müzik dinlemeliyiz ancak bu dansı sadece çok sevdiğimiz için yaptığımızı unutmamalı, başarıdan çok mutlu olmayı hedeflemeliyiz başarı zaten çalışmak, istemek ve sevgiyle kazanılacak bir şeydir.
2.Flamenko dansını eğitim aldığımız okulların öğrenciler için düzenlemiş oldukları gösterileri dışında kendi aramızda düzenleyebileceğimiz Fiesta olarak adlandırılan Flamenko partilerinde icra edebiliriz.
3.Tabi ki vardır. Eğitim almaya ilk başladığım zamanlarda bu anlamda örnek alabileceğim biri yoktu. O yüzen profesyonel olabileceğim yani Flamenko sanatını icra ederek para kazanabileceğim aklıma bile gelmedi. Ancak yıllar ilerledikçe aynı okulda ders aldığımız bazı arkadaşlarımız bu işi profesyonel olarak yapmaya başladılar. Çeşitli yerlerde dans ettiler ve ders verdiler. Yine de aklımda yoktu. İyi bir mesleğim vardı ve dansı da sadece çok seviyordum. Ancak yıllar sonra Flamenko dans etmek mesleğimden aldığım keyfin önünde geçince işimden istifa ettim ve hobi olarak başladığım Flamenko dansıyla profesyonel olarak ilgilenme kararı aldım.. Asıl mesleğim Endüstri Ürünleri tasarımı olmasına rağmen şu an paramı Flamenko sanatından kazanıyorum. Hem eğitmenlik yapıyorum hem de gruplarda dans ediyorum . İşimden istifa ettim ve bir grup kurduk bu grupta dans etmeye başladım. Bir yandan da Flamenko eğitimime devam ettim. Flamenko eğitimi vermeye başladım. Bizler bu konuda Türkiye’de ilklerdeniz, öncüyüz. Bizlerden sonra pek çok arkadaşımız da cesaret ederek bu yoldan yürümeyi seçtiler ve her geçen gün yeni arkadaşlarımız aramıza katılıyor. Gerçekten istedikten ve çalıştıktan sonra hiçbir şey için geç değildir, hiçbir şey imkansız değildir.
http://melisflamenco.com/flamenko-askim-ve-bu-yoldaki-yolculugum/http://melisflamenco.com/flamenko-askim-ve-bu-yoldaki-yolculugum/ Blog yazımda konuyla ilgili çok daha fazla detay bulabilirsiniz.)
Bu dansı ne kadar sürede öğrenebilirim?
Bu dansı nerelerde icra edebilirim?
Bu işin profesyonel anlamda geleceği var mıdır?
Cevaplar:
1.Öğrenme süreci devam eden bir süreçtir. İşin içine girdikçe ne kadar az şey bildiğimizi anlarız. Tabi bu bizi yıldıran bir şey olmamalı aksine her gün kendimizi geliştirdiğimiz için mutlu olmalıyız. Flamenko bir salon dansı değildir. Tango ve Latin kökenli danslara göre farklıdır. Kısa sürede figür öğrenip dans etme şansımız yoktur. Daha çok sahnede icra edilen bir danstır. Bunun dışında “fiesta”larda doğaçlayarak da icra edebiliriz . Ben bu dansı daha çok klasik bale eğitimine benzetiyorum. Teknik eğitimin yoğun olduğu bir dans türü Flamenko. Bu dansı icra edebilmek için iyi bir ritm duygusuna ve iyi bir ritm tekniği çalışmasına ihtiyacımız var. Üst bedenin, ellerin ve ayak vuruşlarının aynı zamanda kullanılıyor olması eğitim sürecini uzatan etkenlerdendir. Klasik bale ve modern danstaki gibi iyi bir üst beden eğitimine, enerji kullanımı eğitimine ihtiyaç vardır. Ayaklarla ritm yapıldığı için yoğun bir ayak tekniği çalışması gereklidir. Minimum 1 sene içerisinde haftada 1 gün 1,5 saatlik bir çalışmaylabir koreografi öğrenip müzik eşliğinde dans edebiliriz. Tabi bu süreçte öğrencinin kendi kendine ne kadar çalıştığı da çok önemlidir. Derste ,eğitmen verilen sürede sadece bildiklerini aktarabilir. Pratiğini yapmak, bir önceki derste öğrendiklerini unutmadan derse gelmek öğrencinin sorumluluğundadır. Eğitim sürecinin hızlanması öğrencinin dansa yatkınlığı, ritm duygusunun kuvvetli olması, daha önce başka bir dans eğitimi almış olmasına göre değişkenlik gösterir. Tüm bunlar süreci hızlandıran unsurlardır. Ancak çok fazla hırs yapmadan doğal sürecinde ilerlemeye özen göstermeli, algımızı açık tutmalıyız. Bol bol Flamenko dans videosu izlemeli, müzik dinlemeliyiz ancak bu dansı sadece çok sevdiğimiz için yaptığımızı unutmamalı, başarıdan çok mutlu olmayı hedeflemeliyiz başarı zaten çalışmak, istemek ve sevgiyle kazanılacak bir şeydir.
2.Flamenko dansını eğitim aldığımız okulların öğrenciler için düzenlemiş oldukları gösterileri dışında kendi aramızda düzenleyebileceğimiz Fiesta olarak adlandırılan Flamenko partilerinde icra edebiliriz.
3.Tabi ki vardır. Eğitim almaya ilk başladığım zamanlarda bu anlamda örnek alabileceğim biri yoktu. O yüzen profesyonel olabileceğim yani Flamenko sanatını icra ederek para kazanabileceğim aklıma bile gelmedi. Ancak yıllar ilerledikçe aynı okulda ders aldığımız bazı arkadaşlarımız bu işi profesyonel olarak yapmaya başladılar. Çeşitli yerlerde dans ettiler ve ders verdiler. Yine de aklımda yoktu. İyi bir mesleğim vardı ve dansı da sadece çok seviyordum. Ancak yıllar sonra Flamenko dans etmek mesleğimden aldığım keyfin önünde geçince işimden istifa ettim ve hobi olarak başladığım Flamenko dansıyla profesyonel olarak ilgilenme kararı aldım.. Asıl mesleğim Endüstri Ürünleri tasarımı olmasına rağmen şu an paramı Flamenko sanatından kazanıyorum. Hem eğitmenlik yapıyorum hem de gruplarda dans ediyorum . İşimden istifa ettim ve bir grup kurduk bu grupta dans etmeye başladım. Bir yandan da Flamenko eğitimime devam ettim. Flamenko eğitimi vermeye başladım. Bizler bu konuda Türkiye’de ilklerdeniz, öncüyüz. Bizlerden sonra pek çok arkadaşımız da cesaret ederek bu yoldan yürümeyi seçtiler ve her geçen gün yeni arkadaşlarımız aramıza katılıyor. Gerçekten istedikten ve çalıştıktan sonra hiçbir şey için geç değildir, hiçbir şey imkansız değildir.
http://melisflamenco.com/flamenko-askim-ve-bu-yoldaki-yolculugum/http://melisflamenco.com/flamenko-askim-ve-bu-yoldaki-yolculugum/ Blog yazımda konuyla ilgili çok daha fazla detay bulabilirsiniz.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



