Bu Blogda Ara

flamenco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
flamenco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2013 Perşembe

Flamenko Gösterisi İçin Biletlerinizi Aldınız mı?

Rafael Amargo-Suite Flamenca Tim Maslak Show Center’da!!!


Rafael Amargo-Suite Flamenca


15 Kasım - 17 Kasım



Rafael-Amargo-Suite-Flamenca1



Flamenko dansını, gelenekseli yitirmeksizin cesur yeniliklerle sahneye taşıyan Rafael Amargo, “Suite Flamenca” isimli gösterisiyle sevenleriyle buluşuyor.

İspanya’nın bol ödüllü, yakışıklı ve tutkulu koreografı Rafael Amargo, aynı zamanda yeteneklerini ispatlamış bir dansçı olarak estetiğe ve yaratıcılığa çok önem veriyor. Sahnede işitsel–görsel tekniği kullanıyor ve profesyonel moda tasarımcıları ile çalışmayı seviyor.

Suite Flamenca, kendi şirketini kurduğu 1977 yılından bu yana flamenkonun en saf formunu farklı disiplinlerle bir araya getirerek; “Poeta en Nueva York”, “Enramblao”, “DQ…Pasajero en Transito” gibi gösterilerle kariyerini geliştiren Amargo’nun sahneye koyduğu altıncı gösteri… Amargo’ya göre “Suite Flamenca”, kariyerinin gelişiminde yeni bir heyecan… Flamenkonun köklerine, özüne geri dönüş. La Garay El Angel gibi ilk gösterilerine hakim olan ruha sahip. Gösteriyi en iyi tanımlayan sözler aslında yine kendisine ait: “Bu bir parantez; flamenko dünyamda, beni ileriye götürmeye yetecek kadar kısa bir geriye bakış. Suite Flamenca, temponun takip ettiği zamanlardaki o kayıp an, o sessiz anlar, içteki an. Metronom, zamanın tutsağı, ritim ve vuruş arasındaki arayış… İşte bu Suite Flamenca… İz bırakan bir ışık, dansa eşlik eden müzik ve beden olan tiyatrolar… bu benim Suite Flamenca’m!”

Rafael Amargo, “Suite Flamenca”nın müzikleri için, flamenko müziğinin en büyük isimlerinden olan ve flamenkonun en önemli isimlerinde Antonio Canales ve Joaquin Cortes’le projelere imza atmış ünlü müzisyen ve besteci Juan Parrilla ile çalışıyor.  Parilla da tıpkı Amargo gibi flamenkonun erken dönem formlarına modernize etmeyi seven bir isim.

Parilla, Flamenco Dance Company Rafael Amargo’nun müzikal ekibini nefesli ve telli çalgılar, klavye, baslar ve piyano ile genişleterek bestesinin en iyi müzikal sunuma ulaşmasını hedefliyor. Sözlerinin tamamı Rafael Amargo tarafından yazılan flamenko şarkılarına (El Cante) ise eşsiz sesleriyle Maite Maya, Carmina Cortés ve Pedro Obregón hayat veriyor.
Dekor ve kostümlerde her zaman avangard tasarımları tercih eden Amargo bu gösteri için ünlü moda tasarımcısı Amaya Arzuaga ile çalışırken ışık tasarımı için Poeta en Nueva York’da da birlikte çalıştığı Nicholas Fischtel’i tercih ediyor.

İspanya’nın en saygın Gösteri Sanatları Ödüllerinden olan Max’ı 3 kez, “En İyi Dansçı” ödülünü 4 kez alan, İtalya’nın en prestijli dans ödülü “Positano Leonide Massine” layık görülen Akdeniz’in tutkulu ve yakışıklı dansçısı Rafael Amargo…

Rafael-Amargo-Suite-Flamenca2

Biletlerinizi : http://www.biletix.com/etkinlik-grup/63324730/ISTANBUL/tr   adresinden alabilirsiniz.





26 Eylül 2013 Perşembe

Dernek Üyeliği ve Avantajları


Özel indirimler;

 Derslerde(Flamenko dersleri ve  İspanyolca eğitim’de %15 indirim)


Workshop etkinliklerinde


AzulCafe’de ( Flamenko müziklerinin çalındığı, gitar dinletilerinin olduğu,
İspanyol tapalarını da tadabileceğiniz bir buluşma noktası)



AzulSinema’da (Flamenko dans gösterileri, videoları ve Carlos Saura, Tony Gatlif gibi yönetmenlerin filmleri izletilecek)


Organizasyonlarda


Melis Cangüler Tasarım Mağazasında ( Dansta ya da dışarıda kullanabileceğiniz pek çok tekstil ürünü, Flamenko ayakkabısı, kanvas tablo, duvar saati , çanta ve bunun gibi pek çok ürün –örneklerini
http://www.tish-o.com.tr/dukkan/melis-canguler-flamenko-urunleri_40

ve  http://www.kalistom.com/MELISIN-DUKKANI,LA_12548 2.html#labels=12548-2  adreslerinde görebilisiniz)



 Bunların dışında;

 Değiş- tokuş Flamenko Gardroptan yararlanma


 Kütüphane ( müzik, video, kitap) arşivinden yararlanma


Etkinliklerde öncelik


Dernek gösteri grubunda yer alma fırsatı


Dernek içi faaliyet takımlarında aktif görev alma


Asistanlık fırsatı




Eğitim sonunda ve workshop’larda derneğimiz ve eğitmen tarafından imzalı sertifika verilecektir.



Nasıl Üye Olabilirim?



Üyelik formumuzu bilgisayardaki üyelik formu linkinden  ya da basılı kopyadan doldurduktan sonra derneğimize gelerek üyelik ücretini elden ödeyerek ya da derneğimizin hesap numarasına ücretinizi yatırarak üye olabilirsiniz.

Üyelik formu için linkteki formu tıklayın;

https://docs.google.com/forms/d/15jLKjuf0fWcG1-OYIwDQHSpGo2aNkQZD_UuVlzUSMDM/viewform

25 Eylül 2013 Çarşamba

AZUL İLE FLAMENKO GARDROP OLUŞTURUYORUZ!!!




AZUL İLE FLAMENKO GARDROP OLUŞTURUYORUZ!!!

Hepimizin ortak sıkıntısı olarak gözlemlediğim bir konuda derneğimizin bir önerisi var !!!

Evinizde giymekten sıkıldığınız ve sahnede çok görüldüğünü düşündüğünüz Flamenko kostümlerinizi derneğimize getirin, gardrop oluşturalım. Beğendiğiniz başka bir kostümle bizden ayrılın ya da kiralamaya bırakın. Kostümü olmayanlar da ücret karşılığında bizden kiralama yapabilirler. Detayları için bize azuldernek@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.




DERNEĞİMİZİN İLK TOPLANTISINI GERÇEKLEŞTİRDİK




Derneğimizin ilk toplantısını 26 Ocak 2013 Cumartesi Günü  gerçekleştirdik.  Bizlerle birlikte yol alacak yol arkadaşlarımızla tanıştık, hedeflerimizi belirledik. Sizler de aramıza katılmak isterseniz  detaylı bilgi almak için azul.dernek@gmail.com adresine mail atabilirsiniz. Ayrıca twitter’dan da bizimle buluşabilirsiniz.   https://twitter.com/azuldernek

Saygılarımla,

NEDEN AZUL!!!


Kalitesiyle, farklılığıyla ve yenilikleriyle kendini sürekli geliştiren ve ülkekerarası kültür alışverişine önem veren bir zihniyetle çalışmak, sadece Flamenko Sanatı değil İspanya ve Endülüs Kültürü’nü tanıma ,öğrenmeye yönelik faaliyetler geliştirmek ve Türk Kültürü’nü de İspanya’da tanıtmak  derneğimizin amaçları arasındadır. Yardım ve Sosyal Sorumluluk Projeleri geliştirmek de derneğimizin hedeflediği başlıca konulardandır. Ayrıca Flamenko dansı ve müziği ile ilgilenenlerin bir araya gelip kendilerini geliştirebildikleri bir çatı oluşturmak da amaçlarımız arasındadır.



NEDEN AZUL?

Azul İspanyolca bir kelimedir. Anlamı Mavi’dir. Mavi derinliği, dinginliği sembolize eder.  Biz Flamenko dünyasında bilinen kırmızı ve siyah algısını biraz değiştirmek istedik. Bu iki baskın ve kuvvetli renk ,gücü, özgürlüğü, başkaldırıyı sembolize eder.  Flamenko Sanatını oluşturan mücadele, zorluk, öfke, isyan renkleridir. Oysa ki değişen Flamenko dünyasında artık daha fazla kabul etme, daha ılımlı bir şekilde kendini ifade etme vardır. Bu değişimi dans  gösterilerinde rahatlıkla görebiliriz. Biz de dernek felsefesi olarak  temelindeki özgürlük, başkaldırı, mücadele ruhunu kaybetmeden daha ılımlı, daha kabul edici, kucaklayıcı bir ruhu benimsedik ve yol arkadaşlarımızın da farklılıklar taşısalar da ana duygudan , felsefeden ayrılmamalarını, ana renk olan Mavi’nin etrafında toplanıp büyümeyi hedeflemelerini bekliyoruz. Paylaşım, dostluk, samimiyet, içtenlik, sebat, azim, istek, devamlılık, yaratıcılık  derneğimizin ruhunu oluşturur. Sizler de bu ruha kendinizi yakın hissediyorsanız paylaşmaya, öğrenmeye, gelişmeye önem veriyorsanız ve ülkemizde bu büyülü, öğrendikçe, içine girdikçe sizi daha fazla kendisine çeken kültürü tanıtmak ve büyütmek istiyorsanız doğru adrestesiniz.

¿Por qué Azul?

Esta palabra española simboliza la profundidad y la serenidad. Hemos querido distanciarnos un poco de los típicos colores flamencos, como son el negro y el rojo: colores fuertes y dominantes, simbolizan la fuerza, el poder, la libertad y la rebeldía; lucha, dificultad e indignación se asocian muchas veces con estos colores en el arte flamenco. Sin embargo hoy en día la expresión flamenca es mucho más libre y está dotada de otra sensibilidad .

La filosofía de nuestra asociación se basa en la tolerancia y en la inclusión, sin perder las raíces del flamenco, el aire de libertad y lucha. Esperamos aunque los amigos de la carretera tiene distinción, tiene un objetivo para unirse y crecer cerca azul que es el color principal Afán, amistad, sinceridad, sencillez, intercambio, constancia, perseverancia y creatividad son algunos de los valores que mejor crean el espíritu de “Azul”. Si te interesan estos valores, quieres desarrollarte y te importa aprender y participación o dar a conocer en nuestro país esta cultura mágica que es un arte muy complejo que acaba enganchando, nos encantará compartir contigo.

NEDEN DERNEK!!!


ENDÜLÜS KÜLTÜRÜ FLAMENKO DERNEĞİ "AZULMAVİ"


Merhaba,

Derneğimizle ilgili ilk blog yazımı yazmak istedim bugün. Henüz çok yeniyiz ancak fikirler ,projeler 2005 yılından bu yana olgunlaşmayı, hayata geçmeyi bekliyordu. Sabırla doğru zamanı ,doğru yeri bekledim. Hayalim öncelikle çok iyi bir dansçı olabilmekti. Sahnede olmak benim için bambaşka bir duygu. Kendimi ifade edebildiğim, ruhumu özgürleştirebildiğim yer. Önceleri çok üzülüyordum kendimi hayalini kurduğum kadar geliştiremediğim için. Ben hep kıyısından köşesinden dolaştım dansın. Bale yılları ve Flamenko ile geçen yıllar bir şekilde yokluk ile geçti. Ben kovaladım o kaçtı.  Sonra kovalamayı bırakıp teslim oldum. Ne istediğimi anlamaya , hissetmeye çalıştım. Ve keşfettim ki beni tek mutlu eden sadece dans etmek değil aynı zamanda paylaşmak. Hatta bu daha ağır basıyordu. İzlediğim bir videoyu bile tek başıma izlemekten keyif alamıyordum. Bunun dışında öğrendiklerimi aktarmak. Eğitmen demek istemiyorum kendime hele de Flamenko konusunda. O kadar çok öğrenecek şey var ki. Ben sadece biraz daha fazla bildiğim şeyleri paylaşıyorum ve her zaman herkesten bir şeyler öğrenmeye açığım. İşte bu düşünceler beni bir çatı oluşturmaya daha  fazla odakladı. Burası öyle bir çatı olmalıydı ki, insanlar kendilerini oluşturabilsin, paylaşabilsin, egolarını kapının dışında bırakıp gelebilsin. Çünkü burada korkacak bir ortam olmayacak. Sevgi ile üretmeyi, paylaşmayı, kalbimizi açmayı, açınca da yaralanmayacağımızı gördüğümüz, keşfettiğimiz  bir yuva olacak burası. Demokrasinin olduğu bir ortam olmalı. Ortak hayallerimiz ve hedeflerimiz bizi bir arada tutmalı. Yıllardır pek çok okul ortamı, kurs ortamı gördüm. Türk ya da yabancı. Hep gözlemledim. Biriktirdim. Yanlışlıkları, güzellikleri. İnanıyorum ki oluşturduğum çatının temeli çok sağlam. Çünkü inanç büyük. Hayaller sağlam. Kendime olan güvenim çok testten geçti ve tam not aldı.

Derneğimizin tek hedefi Flamenko sanatını paylaşmak değil, parçası olduğu Endülüs Kültürü’nü de öğrenmek ve yaşamak. Ailemizde sadece Flamenko dansını icra edenler değil kültürüne, yemeğine, eğlencesine, diline meraklı ilgili olanlar da katılsın istiyoruz. Ülkemiz zor zamanlar geçiriyor. Hepimiz bir şekilde uyuşturuluyoruz. Gençler umutsuz. Ve boşluk duygusu tehlikeli. Dolayısıyla yeni gelen nesillere güzel bir oluşumu miras bırakmak en büyük isteğim. Böylelikle kendilerini ait hissedecekleri  alternatif aileleri olacak. Ben pek çok zorluğu, bunalımlı dönemimi, kendimi arayış safhalarımı Flamenko sanatına olan bağlılığım ile atlattım ve güçlendim. Ne zaman boşlukta hissetsem, ya da ailemde sıkıntılar olsa imdadıma yetişti. Yanlışlıklara sapmama engel oldu, ruhumu , kalbimi temiz tutmama yardım etti. Birşeylere emek vermenin, sebat etmenin ne demek olduğunu ve kazançlarını gösterdi. Başka bir konuda bu kadar sebat edebilir miydim bilemiyorum ancak bu kültür sanki damarlarımda var ve ayrılmaz bir parçam.

Zaman içinde daha çok etkinliğimiz ve gerçekleştirdiğimiz projelerimiz oldukça bizi daha iyi tanıyacaksınız. İlk organizasyonumuz olan Aylin Bayaz Workshop’una güzel dostlar edindik. Bize inandılar, güvendiler yanımızda olmak istediler.Ben bugün biraz olsun içimdekileri paylaşmak istedim. Bu duyguları paylaşanları ve bizimle birlikte olmak isteyenleri aramıza bekliyoruz. Hep yakınıyoruz, birilerine kızıyoruz, eleştiriyoruz. İşte sizlere sizin gibi hissedenlerle beraber olabileceğiniz bir ortam. Sahip çıkın, üretin, paylaşın, yaşatın, yaşatalım…

Son olarak workshoplarla ilgili olarak daha demokratik bir ortam yaratmaya çalışıyoruz ve daha çok kişinin yararlanabilmesi için öncelikle sizlere soruyoruz ne çalışmak istersiniz, hangi günlerde uygun olursunuz, kaç saat katılmak istersiniz diye. Yoksa her zaman olduğu gibi seviyeler günler ve saatleri biz de belirleyebilir ,uyan gelsin diyebiliriz. Amacımız olabildiğince daha fazla kişiyi yararlandırabilmek. Yabancı eğitmenlerle çalışmak herkese nasip olmuyor ne yazık ki.. İspanya’ya herkesin gitmesi mümkün olamıyor gerek maddi gerek vakit problemi nedeniyle. Olabildiğince sık workshop düzenlemek istiyoruz tabi ki sizlerin talep etmesi durumunda. O yüzden bize taleplerinizi yazmaktan çekinmeyin…

Güzel günler diliyorum,Sevgimle,

Melis

27/02/2013



















Flamenko Aşkım ve Bu Yoldaki Yolculuğum

Flamenko ve hayatımla ilgili biraz da günlük kıvamında bir yazı. Kendim için zaman zaman yazdığım şeyler. Bugün sizlerle de paylaşmak istedim. Ve daha sonraki zamanlarda da yazmaya devam edeceğim. Zaman zaman da paylaşımlarıma devam edeceğim.Bu yolda yürümek isteyenlere belki ışık tutar. Sevgilerimle..

Flamenko Aşkım ve Bu Yoldaki Yolculuğum
Benimkisi bir aşk hikayesi. Yıllardır peşinden sürüklendiğim, uğruna tüm hayatımı değiştirdim bir hikaye bu. Mesleğimi, arkadaşlarımı, sevgilimi, ailemi, evimi, doğduğum şehri bana terk ettiren aşkım. Beni hayata karşı kararlı, cesur kılan, maddiyattan bağımlılığımı kopartan, ruhani yolculuğa, kendimi keşfe çıkartan aşkım. Ona biraz olsun ulaşabilmek için savaş verdiğim aşkım. Evet Flamenko ateşi bu. Çocukluk yıllarında bale eğitimi ile başlayan dans tutkusu gün geçtikçe içimde büyümeye başlamıştı. İstanbul’da izleme fırsatı bulduğum İspanyol Nasyonel Balesi’nin büyüleyici gösterisiyle içimde büyüyen bu dans ateşini artık nasıl söndüreceğimi biliyordum. İstanbul’da flamenko kursu açıldığını duyar duymaz eleme sınavına katılarak 1999 yılında flamenko macerama başlamış oldum.
Çocukluk yıllarımda halamın evinde İspanya’ya ait semboller görürdüm. Yelpaze, Şal, Kastanyet,İspanyol bebek..Eniştem gemi kaptanıydı. Çok ülke gezerlerdi. İspanya da onlardan biriydi. Getirdikleri şeyler daha o zamanlardan ilgimi çekmişti. Bir de ortaokul yıllarında çok yakın bir kız arkadaşım vardı. Çok yakındık. Birlikte dans çalışırdık. Okulun dans grubuna girmiştik. Annesi İspanyol’du. Çok fazla sempati duyuyorum annesine karşı. Kendisi ses sanatçısıydı ve dansçıydı. Bize dans çalıştırıyordu evinde. Bu arkadaşımla olan arkadaşlığım yıllarca bende iz bırakmıştır. Konuştukları lisan, kostümleri, dansları beni hep çok etkilemiştir. İspanyollara karşı hep bir ilgim ve sempatim olmuştur. Zaman zaman geçmiş yaşantımda oralarda olduğuma inanırım.
Önceden hobi olarak başlayan bu dans zamanla beni rahatlatan, özgürleştiren, yaşamanın tadına varmamı sağlayan vazgeçilemez bir ihtiyaç haline geldi. İş hayatına yeni atılmıştım. Yani aslında hayata. Ailemde de tam o dönemlerde maddi sıkıntılar ortaya çıkmıştı. Zor bir dönemden geçiyordum. Pamukların içinden dikenli bir yola atılmıştım.  Son derece tecrübesiz, çekingendim. Tam o dönemde yetişmişti imdadıma Flamenko. Dans ederken, dans öğrenirken sadece flamenkoyu düşünüyordum. Başka sorunlar, dış dünya, gerçek yaşam, sıkıntılar hiçbir şekilde aklıma gelmiyordu. Sadece yaptığım dansa konsantre oluyordum. Bu sebeplerden dolayı içimde artık dayanılmaz boyutlara ulaşan flamenko tutkusuna daha fazla karşı koyamayarak başlangıçta maddi zorluklarla karşılaşacağımı bilmeme rağmen profesyonel iş yaşamımı bir kenara bıraktım ve hayatımın geri kalan kısmında sadece flamenko dansı ile ilgilenmeye karar verdim. Bulunduğumuz ülke koşullarında hayli zorlu bir yoldu bu. Ancak aşk insanın gözünü kör ediyor. O yıllarda Türkiye bu sanatı çok fazla bilmiyordu. Bu sanatı icra eden profesyoneller yoktu. Hoş onca çabaya rağmen hala çok fazla bilinmiyor, flamenkoya flamingo, flamengo diyorlar ya da Latin dansı olduğunu sanıyorlar. Hesapsızca girdiğim bu yolda tesadüflerle ilerledi yolculuğum.

Profesyonelliğe geçiş süreci; Ders aldığım sıralarda kursta yeni tanıştığım bir arkadaşım yanıma geldi ve çok sevimli bir şekilde,” biz bir grup kuruyoruz sen de gelmek ister misin?” dedi bana. Ben olur dedim. Artık işsizdim zaten. İstediğim şeyi yapmak için yeterli vaktim vardı. Provalara başladık. Bir şarkıcımız bile yoktu. 4 kız başladık önce, sonra biri aramızdan ayrıldı. 3 kız kalmıştık. Bir de gitarist. Yaşları benden çok küçüktü arkadaşlarımın. Ben 7 yıl süren iş dünyasından yeni çıkmış, bu dünyada pek çok üst düzey yöneticilerle çalışmıştım. Koç ve Sabancı gibi büyük holdinglerde görev almıştım. Arkadaşlarımın hayat tecrübesizlikleri, yaşları beni her zaman endişelendirmişti. Hayata bakış açılarımız çok farklıydı normal olarak. Kendimi bu süreçte yalnız hissedişim de büyük ölçüde yaş farkından oldu. Neyse biz İstanbul’da Galata Kulesi’ne yakın bir İspanyol Restaurant’ında haftada bir gösteri yapmaya başladık. Allah’ım ne günlerdi. Sonra kayıtları izledikçe gülüyor, gelişimlerimize inanamıyorum. Bizimkisi tam bir cahil cesaretiydi. Gitaristimiz ayrılmak istedi, izin vermedik. İyi ki de vermemişiz. Şimdi kendisi çok ilerledi. Besteler yapıyor, eğitim veriyor. Orada bir sezon boyunca gösteri yaptık. Ortama alıştık. Birbirimize alıştık. Şimdiye kadar hep tiyatro sahnelerinde dans etmiştim. Bale yıllarımdan beri.  Orada kimse konuşmaz. Işıklar kapalıdır. Siz pek kimseleri göremez içinize odaklanırsınız. Restaurant ise bambaşka bir dünya. Herkes konuşuyor. İnsanlar, garsonlar sürekli hareket halinde ve burada içine odaklanman çok daha zor. İnsanların tepkilerini ya da tepkisizliklerini çok net görüyorsunuz. Eğer onların sizin hakkınızda ne düşündüğünü düşünmek gibi bir hataya düşerseniz, bu sizin bittiğiniz andır. İşte ben böyle bir tecrübe yaşadım. Gerçekten korkunçtu. Birilerinin düşüncelerine daldım ve hareketi unuttum. Sonradan izlediğime göre epey bir süre olduğum yerde bir sağa bir sola sallanmışım. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Bir daha asla bu işi yapmayacağım. Sahne benim işim değil dedim. O arada dans etmeye devam ediyordum. Sonra dansım bitti ve ben yerime oturdum. O an başka bir karar daha aldım. Bugün burada bırakırsam bir daha asla cesaret edemeyecektim. Tıpkı kaza yapan bir sürücünün hemen tekrar trafiğe çıkması gerektiği gibi ben de ikinci dansıma çıktım ve kendime çok iyi dans edip seyirciye ve kendime az önce yaşamış olduğum kötü tecrübeyi unutturacağıma dair söz verdim. Ve öyle de oldu. Başarılı bir dans oldu. Seyirci de ben de memnun olmuştum. Sonrasında aramıza şarkıcı katıldı. Şimdi biraz daha Flamenko gösterisine benzemeye başlamıştı yaptığımız gösteri. En son olarak da perküsyon çalan arkadaşımız katıldı bize. Grup artık tamamdı. Biz her geçen gün daha rahatlar olmuştuk sahnede. İspanyollar izlemeye geliyordu bizi. Çok heyecan vericiydi. Daha önce ders almış olmama rağmen, önümde örnek biri olmadığı için bu işin önünü göremiyordum. Yani bu işi profesyonel olarak yapabileceğim aklıma bile gelmemişti. O yüzden derslerde öğrendiklerimi biriktirmek de aklıma gelmemişti. Koreografiler aklımdan uçup gitmişti. Ancak grup kurduktan sonra aldığım eğitimleri başka bir gözle inceler ve öğrenir olmuştum. Kendi koreografilerimi yapmaya başladım. Daha sonra grup içinde anlaşmazlıklar olmaya başlamıştı. Ve biz dağıldık. Ben başka bir gitarist arkadaşımla ve şarkıcıyla bir araya geldim. Bir yandan da para kazanmam gerekiyordu. Ders vermeye başladım. Ailemin maddi durumu o dönemlerde iyi değildi. O yüzden evden destek alamıyordum. Zaten işe girdiğim yıldan itibaren ailemden bir daha hiç para almadım. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak istedim. Hayatı öğrenmek, ne olursa olsun ayakta kalacak kadar güçlenmek. O yıllarda pek çok gösteriye çıktım, öğrenciler yetiştirdim. Bu arada da yıl içinde biriktirebildiğim parayla her yıl Eylül ayı’nda İspanya’ya gidip 1 aylık bir süreçte İspanya’da kalıp dansımı geliştirmeye çalıştım. Tabi bu bana hiçbir zaman yetmedi. Bir dansçı için kendini geliştirememek ölüm. Kültürü özümsemek, flamenkoyu tüm vucuduna, ruhuna geçirmek için orada olmak, bir süre o topraklarda yaşamak lazım. Bu bende öyle bir takıntı oldu ki artık bıraktım peşini. İstemekten yoruldum. Eminim serbest bırakırsam bu gerçekleşecek. Ruhum orada ben burada. Bölünmüşlük hissi. Çok fena. Yaşamayanın anlaması çok zor.

Ankara yolculuğum; İstanbul’da pek çok stüdyoda ders verdim, gösterilerde yer aldım. Sonrasında Ankara’dan bir teklif geldi. İstanbul’daki ikinci grupta dağılmıştı. Dans edemiyordum. O yüzden Ankara teklifini değerlendirdim. Gerçekten çok zorlu bir süreçti. Hem fiziksel anlamda hem de ruhsal anlamda. İstanbul’daki tüm yorgunluklarımdan biraz da kaçış olmuştu Ankara benim için. İlk yıl her Pazar sabahı saat 7’de otobüse biner 13 civarı Ankara’da olur saat 14’de derslere başlardım. Arka arkaya 4 sınıf çalıştırır akşam öğrencilerimin evinde misafir olur gece 24 otobüsü ile geri dönerdim. Hiç ders kaçırmadan kar, kış demeden tam bir sezon bu şekilde geçti. Bu arada gittiğimde, konserler için müzik grubuyla da provalarımız olurdu. İstanbul’a döndüğümde ise aralıksız her gün ders veriyordum çeşitli mekanlarda. Tüm bu yorgunluğa değen tek bir yanı vardı, Ankara’da benim yolumu gözleyen, heves ve heyecanla benden bir şeyler öğrenmek isteyen öğrencilerimin varlığı. Kalabalık bir öğrenci grubu vardı ve biz yavaş yavaş büyüyen bir aile gibi olmuştuk. Maddi tatmin bu hikayenin neresinde derseniz, hiçbir yerinde. Ancak maddiyatın verdiği hazla ölçülemez manevi bir doyum vardı içimde.

Ankara’ya yerleşme sürecim; sonraki yıl Ankara’da kalma sürem artmıştı. Pazar, Pazartesi günleri hem ders hem müzik grubuyla provalarımızı yapıyorduk hem de Salı akşamları bar programında yer alıyorduk. Her hafta başka bir öğrencim beni misafir ediyordu evinde. Bu tabi ki çok yorucu bir durum. Kendinle kalmak istiyorsun, kafanı boşaltıp deşarj olmak istiyorsun ancak bu yoğunlukta mümkün olamıyordu. Sinirler de ufak ufak yıpranıyordu. İstanbul yine yoğun geçiyordu. Fiziksel olarak çok yıpranmıştım. Boynumda yolculuklardan kalma fıtık ve düzleşme, soğuktan sistit hastalığı, bir de üstüne yüzümü demir bir kolona çarpıp göz retinamı yırtınca, Allah tarafından mesajlar geldiğini, hayatımda köklü bir değişiklik yapmam gerektiğini düşündüm. Bu şekilde devam edemezdim. Bir yandan herkes Ankara’ya yerleşmemi istiyordu. Böylece tüm vaktim derneğe kalacaktı. Çok fazla emeğim vardı. Ya İstanbul ya Ankara’yı seçecektim. İstanbul bir yandan beni gitgide ürkütür hale gelmişti. Doğup büyüdüğüm şehirden artık korkar olmuştum. Mesafeler beni çok yoruyordu. Kendime odaklanamıyordum. Hep sinir ve stres hali. Hem de ailemle yaşıyordum. Çok aramama rağmen maddi koşullarım dahilinde istediğim gibi bir ev de bulamamıştım. Evimi dans stüdyomla birleştirmek istiyordum. İstediğim zaman üretmek, daha fazla dans çalışabilmek. Biriktirebildiğim tüm parayı İspanya yolculuklarıma ve eğitimime harcıyordum. İspanya’da olmak bana soluk aldırıyordu. Çok sevdiğim Flamenko dolu dünyamda doya doya 1 ay geçiriyordum. Hep mutlu, özgür, rahat hissetmişimdir oradayken. İspanya dönüşleri ise hep acılı olmuştur. Oradayken ne kadar hızlı gelişebildiğimi görmek, her köşede Flamenko dinleyebilmek, tamamen kendine yatırım yapabilmenin verdiği mutluluk ve huzur. Ülkemde hep yalnızlık hissi. Gittikleri ülkenin dilini bilmeyenlerin hissettiği yalnızlık hissi gibi. Anlatıyorsun, paylaşmak istiyorsun, üretmek istiyorsun, gönül dostları arıyorsun, sokaklar Flamenko koksun istiyorsun, her yerde Flamenko müziği duymak istiyorsun. Suni değil gerçek bir Flamenko yaşamı istiyorsun. Olamıyor. Bir türlü olamıyor. İşte Ankara’da biraz daha bu hislerimi giderebileceğim inancındaydım. Paylaşmak, bildiklerini aktarmak. Flamenkoyu samimi olarak hissedebilenlerle olabilmek. Yazın tam istediğim gibi bir ev buldum internetten. Ters dublex. İlk aileden ayrı evim. İçinde dans çalışabileceğim bir ev. Güçlüklerle ev kurdum. Sonra ufak ufak ihtiyaçlarımı almaya başladım. Evde ne buzdolabı ne çamaşır makinesi, ne tabak ne çatal ne yatak. Hiçbir şey yoktu. Yerleşmemin 2 yılı içinde evin pek çok eşyasını almıştım. Dert değildi. Artık dans çalışabiliyordum.
Yerleşik olan ilk yılım çok hareketli geçti. Neredeyse her gün ders veriyordum, haftada 2 bar programı ve çok sayıda şehirlerarası , şehir içi konserlerimiz oluyordu. Ankara’ya yerleştikten sonra bulunduğum ortamda gitgide çoğalan sıkıntılar oluşmaya başlamıştı. Geçtiğimiz 2 yılın da birikimleri vardı. Hep sabırla pek çok şeyin değişmesini, düzelmesini bekledim. Sezon bitti. Eylül ayı’nda Sevilla’ya gittim. Eva Yerbabuena’nın verdiği bir seminere katıldım. Bu semineri, izlenimlerimi, yaşadıklarımı, hislerimi, getirilerini ayrı bir yazı konusu olarak paylaşacağım. Bu seminer dönüşü bakış açımda çok şeyler değişmişti. Flamenko benim için başka şeyler ifade eder olmuştu. Adapte olmakta zorlandım. Öğrencilerime başka şekilde eğitim vermeye başladım. Flamenkoyu, bu yoldaki yolculuğumu sorgular hale gelmiştim. Hala da sorguluyorum. Neredeyse her gün. Yine yoğun bir seneydi yerleşik olduğum 2.yıl. Hayatımda çalkantılar oluyordu. Bir şeyler değişime uğramıştı içimde. Dahası değişme çabası içindeydi. Eva ‘nın seminerinde düğmeme basılmıştı dönüşü yoktu. Her değişim süreci sıkıntılıdır. Kabuk değiştirirsiniz. İnandıklarınız, bağlı olduklarınız tekrar tekrar sorgulanır içinizde. Dalga dalga olur içinizdeki duygular. Bir yandan da hayat devam etmek zorundadır. Siz pek çok şeyle mücadele halindeyken bir de bu değişimin verdiği hisle baş etmek zorundasınızdır. Hayatında daha iyi şeyler isteyenler, daha büyük mutluluk ve huzur isteyenler için bu böyle olmak zorundadır. Yoksa hayat tekdüze gider.
3.yerleşik yılımda Ankara’da bulunma sebebim olan ekiple, kurumla yollarımı ayırma kararı aldım. Çünkü vizyonum, bu yoldaki görüşlerim, flamenkoya bakış açım artık farklılık gösteriyordu. 2010 yılı Eylül ayı Bienal için Sevilla’ya gittim. Ve dönüşte kendimi, ne yapmak istediğimi dinlemek, düşünmek için bir süre her şeye ara verdim. Yapayanlız evimde oturdum günlerce günlerce düşündüm. Bir yandan yazdım bir yandan da çocukluğumdan beri yaptığım gibi karakalem portreler çizmeye başladım. Hayatımda ilk defa bu kadar dingin bir vaktim oldu. 5 yaşında okula başladığımdan beri hem bale , hem dershane, hem okul sonrası çizim kursları, üniversite dönemi, iş hayatı ve dans, sonrasını zaten okudunuz. Hep koşturdum. İlk defa durmak istedim. Bu durmak bana o zamanlarda hiç iyi gelmedi. Alışmadığım bir şeydi çünkü. Ama geminin rotasını değiştirmek için gemiyi durdurmak zorundaydım. Bu son yılım durağan geçti. Az sayıda kendimi idare edecek kadar ders verdim ve çok az sayıda gösteriye çıktım.

İstanbul’a geri dönüş; Yeni sezonda da yani bu yıl Ankara sayfasını şimdilik kapatıp İstanbul’a geri döndüm.  Ankara’daki misyonum şimdilik tamamlanmış görünüyordu. Burada yeniden ,tüm tecrübelerimle, daha olgunlaşmış, farkındalıkları artmış, daha ne istemediğini bilen, istedikleri üzerinde hala düşünen bir Melis olarak, bir hayat yaratmaya geldim. Hiçbir şey bıraktığım gibi değil. Ben ayak uydurmaya, anlamaya çalışıyorum. Bundan sonra yapacaklarımda ,yansıtacaklarımda pek çok yaşanmışlığın izleri olacak. Flamenko bir şekilde hep hayatımda olacak. Şekli, yoğunluğu nasıl olacak şu an bilemiyorum. Ancak ben öğrenmeye, paylaşmaya, yaşadıklarımı yansıtmaya, daha “Flamenka” olmaya devam edeceğim. Bu benim hayatım. Bu bir dansın, müziğin, sanatın çok ötesinde bir durum. Bu bir yaşam öyküsü. Benimle şekillenen, tam da seçmiş olduğum gibi hiç de kolay olmayan bir hayat mücadelesinin öyküsü.
Sevgilerimle,
Melis     
12/02/2012

21 Eylül 2013 Cumartesi

Öğrenci Soruları Vol.2

Sorular: 
Bu dansı ne kadar sürede öğrenebilirim?
Bu dansı nerelerde icra edebilirim?
Bu işin profesyonel anlamda geleceği var mıdır?
Cevaplar:
1.Öğrenme süreci devam eden bir süreçtir. İşin içine girdikçe ne kadar az şey bildiğimizi anlarız. Tabi bu bizi yıldıran bir şey olmamalı aksine her gün kendimizi geliştirdiğimiz için mutlu olmalıyız. Flamenko bir salon dansı değildir. Tango ve Latin kökenli danslara göre farklıdır. Kısa sürede figür öğrenip dans etme şansımız yoktur. Daha çok sahnede icra edilen bir danstır. Bunun dışında “fiesta”larda doğaçlayarak da icra edebiliriz . Ben bu dansı daha çok klasik bale eğitimine benzetiyorum. Teknik eğitimin yoğun olduğu bir dans türü Flamenko. Bu dansı icra edebilmek için iyi bir ritm duygusuna ve iyi bir ritm tekniği çalışmasına ihtiyacımız var. Üst bedenin, ellerin ve ayak vuruşlarının aynı zamanda kullanılıyor olması eğitim sürecini uzatan etkenlerdendir. Klasik bale ve modern danstaki gibi iyi bir üst beden eğitimine, enerji kullanımı eğitimine ihtiyaç vardır. Ayaklarla ritm yapıldığı için yoğun bir ayak tekniği çalışması gereklidir. Minimum 1 sene içerisinde haftada 1 gün 1,5 saatlik bir çalışmaylabir koreografi  öğrenip müzik eşliğinde dans edebiliriz. Tabi bu süreçte öğrencinin kendi kendine ne kadar çalıştığı da çok önemlidir. Derste ,eğitmen verilen sürede sadece bildiklerini aktarabilir. Pratiğini yapmak, bir önceki derste öğrendiklerini unutmadan derse gelmek öğrencinin sorumluluğundadır. Eğitim sürecinin hızlanması öğrencinin dansa yatkınlığı, ritm duygusunun kuvvetli olması, daha önce başka bir dans eğitimi almış olmasına göre değişkenlik gösterir. Tüm bunlar süreci hızlandıran unsurlardır. Ancak çok fazla hırs yapmadan doğal sürecinde ilerlemeye özen göstermeli, algımızı açık tutmalıyız. Bol bol Flamenko dans videosu izlemeli, müzik dinlemeliyiz ancak bu dansı sadece çok sevdiğimiz için yaptığımızı unutmamalı, başarıdan çok mutlu olmayı hedeflemeliyiz başarı zaten çalışmak, istemek ve sevgiyle kazanılacak bir şeydir.
2.Flamenko dansını eğitim aldığımız okulların öğrenciler için düzenlemiş oldukları gösterileri dışında kendi aramızda düzenleyebileceğimiz Fiesta olarak adlandırılan Flamenko partilerinde icra edebiliriz.
3.Tabi ki vardır. Eğitim almaya ilk başladığım zamanlarda bu anlamda örnek alabileceğim biri yoktu. O yüzen profesyonel olabileceğim yani Flamenko sanatını icra ederek para kazanabileceğim aklıma bile gelmedi. Ancak yıllar ilerledikçe aynı okulda ders aldığımız bazı arkadaşlarımız bu işi profesyonel olarak yapmaya başladılar. Çeşitli yerlerde dans ettiler ve ders verdiler. Yine de aklımda yoktu. İyi bir mesleğim vardı ve dansı da sadece çok seviyordum. Ancak yıllar sonra Flamenko dans etmek mesleğimden aldığım keyfin önünde geçince işimden istifa ettim ve hobi olarak başladığım Flamenko dansıyla profesyonel olarak ilgilenme kararı aldım.. Asıl mesleğim Endüstri Ürünleri tasarımı olmasına rağmen şu an paramı Flamenko sanatından kazanıyorum. Hem eğitmenlik yapıyorum hem de gruplarda dans ediyorum . İşimden istifa ettim ve bir grup kurduk bu grupta dans etmeye başladım. Bir yandan da  Flamenko  eğitimime devam ettim. Flamenko eğitimi vermeye başladım. Bizler bu konuda Türkiye’de ilklerdeniz, öncüyüz. Bizlerden sonra pek çok arkadaşımız da cesaret ederek bu yoldan yürümeyi seçtiler ve her geçen gün yeni arkadaşlarımız aramıza katılıyor. Gerçekten istedikten ve çalıştıktan sonra hiçbir şey için geç değildir, hiçbir şey imkansız değildir. 
http://melisflamenco.com/flamenko-askim-ve-bu-yoldaki-yolculugum/http://melisflamenco.com/flamenko-askim-ve-bu-yoldaki-yolculugum/ Blog yazımda konuyla ilgili çok daha fazla detay bulabilirsiniz.)

Savaş Ay’ın Melis Cangüler ile söyleşisi

24 Ekim 2010, Pazar  Takvim Gazetesi
SAVAŞ AY
Eskimo’ya buz satan kız
Melis Cangüler uluslararası çapta yetenekli ve ünlü bir dansçımız. Yaşam boyu kazandığı başarılar arasında öyle bir şey var ki, yazıma bu başlığı attırttı.
Olmaz deneni başarmış çünkü Melis. “Eskimolara buz satıyor” deyişini hak edecek şekilde. İspanya’da, İspanyollara Flamenko öğretiyor iyi mi?
Bunu nasıl kotardığını anlatırken çok da mütevazı.
Diyor ki; “Daha çocukluk yıllarımda klasik bale eğitimi aldım.
Sonra çok alakasız gibi görünen bir fakülteyi, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünü bitirdim. 7 yılım Koç, Sabancı ve Nova Reklamcılık gibi dev şirketlerde tasarımcılıkla geçti. İş hayatıma başladığım da hobi olarak dans etmeyi de sürdürdüm. Ne zamanki flamenkoyla tanıştım büyülendim onun felsefesine.”
Lokantada
- Büyülenince ne yaptın peki?
- Profesyonel olarak çalışmaya başladım ama ucu bucağı olmayan bir umman gibi Flamenko.
- İlk dans gösterin neredeydi?
- (gülüyor) Lokantada.
- !!!!!
- “Venta Del Torro” adlı bir İspanyol Lokantası’nda dans ederek başladım yani.
- İspanyollara ders verecek kadar nasıl ilerledin, uzun uzun anlat harika bir şey çünkü bu.
- 2004′te Madrit’e “Avrupa Birliği Projesi ( Leonardo da Vinci Projesi)” kapsamında burslu olarak gidip eğitim aldım önce. Dünyaca ünlü Flamenko sanatçısı olan Eva La Yerbabuena ile çalışma fırsatım oldu. Orada öğrendiklerimi Türkiye’de hem tatbik ediyor hem de öğrencilerime öğretiyordum.
2005′ti… İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sergilemiş olduğu Carmen eserinde sezon boyu Flamenko dansçısı olarak görev aldım. 2007 yılından bu yana da Ankara’da kurulu “Mavisiyah Flamenko Topluluğu”nun dansçısıyım.
- Türk-Japon Vakfı Musiki Korosu’nun “Endülüs’te Raks” parçasında dans ederken seyrettim seni. Ahali ayakta alkışlıyordu valla - Elimden geleni yapıyorum Savaş Abi. Sonrasında İrlanda Kültür Merkezi, İstanbul Üniversitesi, Bilgi üniversitesi, Gahraman Nasirov Uluslararası Sanat Merkezi, Mim Sanat Merkezi, Fazil’s Studio NYC eğitim verdim çok öğrencime. Şimdi “Flamenko Ankara Derneği”nde hocayım.

Bir ateş
- Sormayı unuttum.
Büyüledi demiştin ya, nasıl oldu Flamenkoyla tanışman?
- İstanbul’a İspanyol Nasyonel Balesi geldi onları izledim. Orada bir ateş düştü içime ve büyüdü.
Duydum ki bir kurs açılmış.
Hemen katıldım ve eleme sınavını geçip başladım macerama.
- Dans ederken kendinden geçiyorsun adeta Melis.
- Aynen. Dış dünya, gerçek yaşam, sıkıntılar hiçbir şekilde aklıma gelmiyor.
- Hala İspanyol öğrencilerine gelemedik.
- İspanya bu işin merkezi elbette. Bu nedenle her fırsatta oraya gidip en ünlü Flamenkocularla tanışıp çok şeyler öğrendim onlardan. Bu yıl Sevilla Flamenko Bienali’ne katılınca doruk yaptım kendi çapımda.
- Ne oldu doruklara çıktın?
- Aylar öncesinden internetten biletlerimi aldım ve doya doya Flamenko izledim. Açılışı harika sesiyle boğa güreşlerinin yapıldığı arenada Toros de la Real, Maestranza’da. “Historias de Viva Voz” adlı konseriyle Miguel Poveda yaptı. Gösteriler yoğunlukla Teatro Maestranza, Teatro Lope de Vega, Teatro Central, Teatro Alameda’da gerçekleşti. Tiyatroların büyüleyici atmosferi ile Flamenko’nun hüzünlü, neşeli, tutkulu, ateşli sanatı birleşince tadına doyulamayan anlar, saatler, günler yaşandı. Bienalde pek çok ünlü sanatçı yer aldı. Ben bir dansçı olarak daha çok dans gösterilerine gitmeyi tercih ettim. Hayran olduğum dansçılardan birçoğu bu bienalde dans etti. Eva Yerbabuena, Rocio Molina, Pastora Galvan, Concha Jareno, Andres Marin, Jose Maya,Javier Baron,Antonio Canales ( konuk sanatçı) Farruquito’yu izleme fırsatını buldum. İki müthiş eğitmenle tanıştım ve her gün 4′er saat ders aldım.
- Hep öğrenirken nasıl oldu da öğretmeye başladın?
- İspanyol olup da Flamenko bilmeyenler de var elbette. İşte onlara ekonomik ve başlangıç kursları veriyorum. İspanya’da da benden etkilenip ders alanlar var, Türkiye’de yaşayan İspanyollardan da. Bir yandan öğretmenim diyorum ama Flamenko bu, on yıllar da geçse hep öğrenci kalırsın.
Okyanusta yüzmek gibi anlayacağın Savaş Abi.

20 Eylül 2013 Cuma

EVA YERBABUENA SEMİNERİ


Aslında yazılarımı biriktiriyordum ve başka bir şekilde değerlendirmeyi düşünüyordum ancak ben değiştikçe hissettiklerim ve yazacaklarım da günden güne değişiyor, o yüzden önce yazılanlara baktığımda hayatımda zamanın gerisinde kaldığını görüyorum. Daha geç olmadan bazı yazılarımı sizlerle paylaşmak istedim.
Seminer’den 4 ay sonra ve bugün yazdıklarım:
Evet, Eva la Yerbabuena’nin seminerine katılmamın üzerinden tam 4 ay geçti ancak bana kattıkları yeni yeni vücut buluyor. Uzun zamandır sizlerle de bu deneyimimi paylaşmak istiyordum.  Jerez’e gitmek üzere hazırlanmıştım ki birkaç gün öncesinde seminer ile ilgili bir mail geldi. Hiçbir şey düşünmedim. Sadece orada olmak istiyordum. Ne parası, ne seviyemin uygun olup olmadığı, ne de lisanımın yeterli olup olmadığı. Bu seminer için maddi olanağım yoktu. Bu bile önümde bir engel olmadı. Bir dostum bana bu konuda destek oldu. Kendisine sonsuz teşekkür ediyor ve şükrediyorum. Belli ki bir şeyler yolumu açıyordu deneyimlemem gereken şey için. Tek istediğim 2 sene öncesinde bir otobüs yolculuğum sırasında izlemiş olduğum gösterisinin sonunda seyirciyi selamlayışındaki enerjisine dokunmaktı. İzlerken gözyaşlarımı tutamamıştım. Orada ne ego, ne yapmacıklık vardı. Bu kadın, bu muhteşem dansçı kesinlikle başka bir güce sahipti. İlahi güç. Sadece dans ederken başka birisi oluyordu ve o sırada her kiminle buluşuyorsa aldığı enerjiyle sahnede dans ediyor ve müzik kesilip selam kısmı geldiğinde ise dua etmiş, meditasyondan yeni çıkmış biri gibi, yeniden doğmuş biri gibi şükredercesine selam veriyordu. Adeta alkışlardan utanıyordu. Kendisine bunları sormak istedim ve işte oradaydım. Tam yanında. Aynı mekan içerisinde Eva ile birlikte 1 hafta boyunca soluk alıp verdim, ter döktüm, yeri geldi ağladım, yeri geldi güldüm ama bu bir dans eğitiminin çok ötesindeydi. Hatta belki hayatım boyunca alabileceğim en güzel eğitim idi. Bu bir kişisel gelişim eğitimiydi. Yıllardır törpülemek için uğraş verdiğim, bu yolda kitaplar okuduğum, değişik öğretilere merak saldığım, egom sonunda yerle bir olmuştu. Her gün kaçmamak için kendimle adeta savaştım. Ağzından çıkacak her kelime benim için çok değerliydi ve büyük önem taşıyordu. Oysa ki ben tüm bu konuşmaların yalnızca ufacık bir bölümünü anlayabiliyordum. Ne kadar çok ağladım. Dans seviyesi de profesyonel seviye idi. Tüm bu yetersizliklerimle yerden yere vurulmuş hissettim kendimi. Bir yandan da Eva yumuşacık, samimi, sıcak, verici, egolarından sıyrılmış bir kişiliğe sahipti. Onunla aynı havayı soluma fırsatı yaratmıştım kendime. O dönemlerde Reiki, nefes terapisi gibi teknikler denemiş, farkındalığımı açmak için her tür öğretiyi dener olmuştum. Bu semineri de onlardan biri olarak görmeye çalıştım. Diyordum ki kendime. Neden ben? Tüm dünyada sadece 33 kişi orada olabilmişti. Orada bulunan yabancıların hepsi yıllardır İspanya’da yaşıyordu. Bir tek ben farklıydım. Demek bu kadarına izin verildi dedim kendime. Onu sadece gönül gözüyle anlamam gerekiyormuş. O yüzden sonuna kadar direndim.




Neler mi yaptık? Seminer Sevilla dışında Eva’nın yaşadığı yer olan Dos Hermanas’ta bir tiyatro sahnesinde gerçekleşti. Ortam büyüleyiciydi. Tekerlekli aynaları bir araya getirerek salon havası yaratılmıştı. Belgeselde gibiydim ki zaten tüm semineri bir Fransız bayan belgesel hazırlamak için çekti. Her gün otobüs, tren yolculuğu yaptık. 33 kişiydik. Her ülkeden öğrenciler vardı. Brezilya, Arjantin, İtalya, Japonya, Costa Rica, İspanya, Türkiye, Amerika…….Pek çok yabancı 6-10 yıldır İspanya’da yaşıyordu. Pek çoğu ünlü isimlerin company’lerinde dans ediyorlardı. ( Antonio Canales, Eva Yerbabuena)  Dersler saat 10:00’da başlıyordu. 2 saat dans eğitimi olarak planlanan program 4 saate çıkartıldı. Hiç ara vermeden 4 saat dans eğitimi aldık. Bu eğitimlerin bazen büyük bir bölümü konuşma ile geçiyordu. Sorularımızı cevaplıyordu Eva. Karınlar zil çalarak koşa koşa yemek yemeğe gidiyorduk. Akşam 18:00 -21:00 arası her gün bir seminer konusu vardı. Eva ‘nın company’sinin direktörü, kostümcüsü, ışıkçısı, gitaristi ve aynı zamanda eşi olan Paco, vokalisti 2. Falcon ve son olarak kendisi bizlerle pek çok şey paylaştı. Son günler hepimiz duygusal anlar yaşamaktan dolayı mutlu ama yoğun tempo nedeniyle bir hayli yorgun bir şekilde gelip gidiyorduk. Pek çok doğaçlama çalışması yaptırdı. Hayvan taklitlerinden dans hareketleri yarattı, Lorca’nın bir şiirinden tiyatral bir çalışma yaptırdı, şapka varmış gibi birkaç marcaje(yürüyüş) yaptırdı ve en beğenilen hareketlerden bir koreografi oluşturuldu.
Bu hikayede en üst seviyelere ulaşmış olmasına rağmen, her an herkesten bir şeyler öğrenilebileceğine inanan bir dansçı olan Eva’nın bu yönünü vurgulamak istedim. Bizlere de ders olur belki. Konu benimle ilgili. Demiştim ya derslerin birinde elimizde şapka olduğunu varsayarak tiyatro sahnesinin bir ucundan diğer ucuna en fazla 5 figür yaparak yürümemizi istedi Eva. Müzikle. Form Garrotin. Flamenko ile ilgilenenler bilir. Bu formda şapka kullanımını sıkça görürüz. Ben heyecandan tirtir titriyorum. Daha önceki çalışmalarda herkese yaptırmamış, birçoğumuzun görerek öğrenmesini istemişti. Bu sefer kaçış imkansızdı. Aklıma gelen fikirleri hep benden öncekiler yapıyordu, ben sürekli sıranın arkasına kaçıyordum. Ayrıca herkes çok da iyi kullanıyordu bedenini. Neyse en son ben kaldım. Can havli ile bir fikir geldi aklıma. Beğendiklerini belli eden tepkiler verdiler. Çok şaşırdım. Ben bende değildim çünkü. Düşünsenize Eva……Sonra herkes en beğendiği hareketleri seçti. Bunların birleşiminden Eva bir koreografi yaptı. Bir kişi de bunu tek başına dans etti. Sonra hepimiz birden öğrenip dans ettik. Çok keyifli bir yaratım süreci değil mi? Benim iki figürüm seçildi. Ama bir tanesi tamamen temayı değiştirdi. Dansı komediye çevirdi. Seminerin sonunda Eva hepinizden bir şeyler öğrendim ve evime dönüyorum demişti. Haklıymış. 2010’da Sevilla’da Bienal vardı. Flamenko Bienali. Arkadaşım ( seminerdeki Sevilla’da yaşayan Türk arkadaşım-Asime Özözer) bana dedi ki Melis sana bir sürpriz var Eva’nın provalarını izledim. Gösteriyi dikkatle izle. Senden bir şey var gösteride. Evet. Doğruydu. Eva kendi gösterisinde benim şapkayla yaptığım figürü kullanmıştı. Hatta bu figürü palyaço kılığındaki bir erkek dansçı yapıyordu. Belki o palyaço fikri bile o hareketime bağlı olarak doğmuştu. Ne kadar öğretici bir süreç değil mi? Öğrenmenin sınırı yok. Etkilenme, esinlenmenin sınırı yok. Tüm kanallarımız açık olmalı yaratmak için yeterli malzememiz olması için. İlhamın nereden, kimden geleceği bilinmez. Bu kadar mütevazilik, öğrenmeye açık olmak. Büyük insan…Eva.
Seminer sonrasında herkes tek tek tiyatro sahnesinin ortasına yerleştirilmiş olan koltuğa oturup seminer ile ilgili düşüncelerini, deneyimlerini, neden geldiklerini anlattı. Duygularımı yeterince ifade etmek için İspanyolcam yeteri değildi. O yüzden İspanya’da yaşayan Türk arkadaşımdan (Asime’den) çevirmesini rica ettim. Zaten son günün verdiği duygusallıkla hepimiz çok hassastık. Neredeyse konuşmaların tümünde ağladık. İşte bizim sahneye birlikte çıkmamız da insanları çok duygulandırmış. Arkadaşım yanımda diz çöktü ve sözlerimi çevirmeye çalıştı. Buraya ne zaman kaybettiğimi bilmediğim içimdeki çocuğu bulmaya geldim dedim. Buraya gelişim bir içe dönmesi çabasının sonucuydu. Senin nefes alışını bile kaçırmak istemezken söylediklerini anlayamamak beni her gün kahretti ama iyi ki bırakmadım, dayandım. Çünkü inanıyorum almam gerekeni hislerimle de olsa aldım. Seni videonda izledikten sonra enerjine dokunmak istemiştim. Seni merak ettim, tanımak istedim. İşte sözlerim özetle bunlardı. Konuşurken dimdik Eva ve arkadaşlarıma bakıyor ve ağlayarak Türkçe kelimelerle duygularımı haykırıyordum. Herkes çok etkilenmişti. Sonradan bunu sözleriyle dile getirdiler. En son Eva konuştu. Ayakkabılarını çıkartıp yere oturdu. Dansçı Eva değil kendim olarak sizlerle konuşuyorum dedi. Seminerden ne kadar etkilendiğini, harika bir deneyim yaşadığını anlattı. Hiç kısıtlamadan, kendine saklamadan tüm bildiklerini, Flamenko dolu yaşamında, sanat ve yaşam alanında hayat boyu keşfettiklerini, deneyimlediklerini, öğrendiklerini bizlerle paylaşmış sonunda tüm bu iyi niyeti kendine bumerang gibi geri dönmüş, onu doyuma ulaştırmıştı. Seminer sonu sertifikalarımız dağıtıldı. Sadece bana özel bir not yazdı. “Hepimiz aynı dili konuşuyoruz”. Ben senin her nefesindeyim. Sonraki tüm hafta bu duyguyu hissetmeye çalışarak çektim havayı içime.



Tüm bunlar nedensiz mi yaşandı? Ben neden böyle bir deneyim geçirdim? Hayatıma somut bir şey katabildim mi? Aslında çok köklü bir değişim bekliyordum kendimde, daha çabuk ve somut. Belki bunlar birikim. Bir yerde, bir zaman çıkacak ortaya. Ruhumun gelişmesi için yaşandı tüm bunlar. Bugün ve ileride yapacaklarım için hazırladı beni belki de. O seminerden sonra almak istediğim eğitimler vardı, yapmak istediklerim. Sanatım adına. Bunları yapamadım. Hayatın koşuşturmalı temposuna girdim yeniden. Türkiye’ye dönünce öğrencilerimle aylarca paylaştım aslında öğrendiklerimi. Orada bizde denediği şeyleri kendi öğrencilerimde denedim. Eğitimime de farklı bir bakış açısı getirmek istedim ama dediğim gibi konsantrasyonum hayatımı devam ettirebilmek adına verdiğim mücadeleyle dağıldı. Öğrencilere de sene sonuna kadar  somut bir şeyler öğretmem onları sahneye hazırlamam gerekiyordu. Eski tekniklere geri döndük.
Bugün tekrar soruyorum. Bu seminer neler kattı bana? Beni kendimle ilgili olarak sorgulattı daha ilk günden. Neden flamenko, hedefim ne, nasıl bir yol izlemeliyim bundan sonra gibi. Şimdi ben biliyorum ki Flamenko hayatta kendimi bulmam için bir araç, bir yol, bir hayata bakış biçimi. Başladığım ilk günden bu yana pek çok şey değişirken hayatımda, Flamenko ile ilgili hissiyatlarım da çok değişti. Yine biliyorum ki Eva semineri bir dönüm noktası oldu hayatımın her alanında.
Her gün sonunda öğrencilerime detaylı bir şekilde seminerde yaptıklarımız ve yaşadıklarım, hissettiklerimle ilgili mail attım. İstedim ki her anımı paylaşayım. Bir eğitmen pek çok şekilde faydalı olabilir. Bildiklerimi kendime saklamak asla tarzım olmadı. Okuduklarından da açık olanlar pek çok şey aldı diye inanıyorum. O günlerdeki hislerimi ve deneyimlerimi çok değer verdiğim sevgili öğrencilerimle paylaştığım şekliyle sizlerle de paylaşıyorum. Eminim sizler için de eğitici olacaktır.
Seminerden ufak notlar:
. Hiçbir şey için sınır yok diyor. Bu sınırları,  kuralları biz koyuyoruz.Tüm blokları kırın, sınırları kırın, vücudunuz olduğunu unutarak dans edin diyor. Bunu da bir boğa güreşçisinden duymuş. Ve ne zaman siz vücudunuzu unutursunuz o zaman her yerde olursunuz.
-Ne zaman ki nefes alır rahatlar gitaristin çaldığı o ilk melodiyi dinleyerek dansımıza başlarız o zaman rahatızdır. Sinirle, gerginlikle dinlersek dans edemeyiz.
-Tamamen doğal olmaktan bahsediyor. Duruşun, düşünüşün, her şeyin doğal olmalı. Korku hep bizimle olacak, onunla yaşamayı, hareket etmeyi kabulleneceğiz, ben de korkuyorum diyor ama onunla oynamamız lazım.
-Ne zamanki mental kalıpları kırarız o zaman özgürüz diyor.
-Dans ederken başka bir ben var. Normal hayatta asla olamayacağım bir ben ve ne zaman ki gösteri bitiyor yaşamdaki Eva geliyor ve o Eva selama çıkamıyor. Çünkü a önce dans eden başkası. Bu selamı kabul bile edemiyorum diyor. Hiçbir şey için sınır yok diyor. Bu sınırları kuralları biz koyuyoruz… … Ne zaman ki mental kalıpları kırarız o zaman özgürüz.
-Sahnede herkesin birbirine saygılı olması gerektiğinden bahsettiler. Ben dansı sevmeyen, takip etmeyen biriyle çalışmam diyor Eva. Ne zamanki beni izlemekten zevk alır ve benle sahnede bir bütün olur o zaman ortaya çıkan şey inanılmaz olur diyor.
-Disiplinden bahsettiler. Bu iş kondüsyon, sağlık, kafa işi diyor. Hasta biri işime yaramaz.
-Müzisyen işe saygılı olmalı ve biz uçaktan inip saatlerce o yorgunlukla çalışıyoruz bu iş başka türlü çıkmaz.
-Ben diyor Eva hiçbir zaman sahnede müzisyenimi rencide etmedim. Hızı düşürmelerini ya da yükseltmelerini isterken seyirciye çaktırmadan yaparım ama ayni saygıyı da müzisyenimden beklerim.
- Sevmediğim bir melodi varsa değiştirmek durumunda bunun tartışması olmaz. Dansçı benim.
- Paco( eşi ve gitaristi)  diyorki bir solea yaparsın değişik birşeyler olabilir ama özüne sağdık kalınmalı. Dinleyen onun solea olduğunu tanımalı. Karakterini veren şeyi yok etmemelisin.
Öğrencilerim paylaşımlarımdan sonra pek çok yüreklendirici mailler attı bana. Bunlardan bir tanesini sizlerle paylaşarak yazımı sonlandırmak istiyorum;
Mail grubuna attığın mailleri okudum, çok etkilendim. Sana özel bir mail atmak istedim. Ressam olduğumu biliyosundur(sanırım:) )) ve sanatın, dışavurum’ un her dalına hayran olduğumu bilmeni isterim. Flamenkoyla da bu coşku ve dışavurum gücüden ilgilenmiştim özellikle!!!
Senin yazılarında, o güzel coşkuyu, doğallığını, heyecanını ve büyük paylaşım isteğini görmek beni çook duygulandırdı. Notlarını hissederek okudum. Sanat bu işte, teknik falan değil aslında, hepsinin üstüne geçip ruhu katabilmek !! ve bu herkese nasip olmuyor, sen de bunu hissetme çok hoş bir histi. Kendimi çok yakın hissettim ve paylaşmak istedim.
Allah’ a teşekkür ediyorsun ya Eva ile seni tanıştırdığı, buluşturduğu için, ben de  kimi insanlar için, karşılaştığım, ruhlarıma değen O yüce insanlar için Yaradan’a şükrettiğimi bilirim!!! Ayrıca eminim bunu sen de biliyorsundur ki, bu senin gücün ve ruhun sayesinde de oldu, ve O insanla buluşabildin.
Neyse, heyacanla ; heyecanlı duygularımı umarım ki, güzel aktarabilmişimdir. Beni heyecanlandırdığın, bu alelacele şeyleri yazdırdığın için teşekkürler sana Melis!
Güzel deneyimler; güzel zorlanmalar…
Çok sevgiler.